Kavala-PEN Bildirisi

“Ne denmelidir bilemiyorum”

 

Mutsuzluktan söz etmek istiyorum

Dikey ve yatay mutsuzluktan” dizeleriyle başlar

Turgut Uyar’ın “Acıyor” şiiri. Sonra da bir zamanlar

ışır gibi olmuş, ama henüz ışıyamadan, tam aydınlanamadan

sönüp, kararıp giden şeylerden dem vurarak sürer.

Şiirin ortalarına geldiğinde de

“Ne denmelidir bilemiyorum

Sevgim acıyor” diyecektir.

 

Turgut Uyar gibi diyoruz biz de:

Sevgim acıyor.

Aklım almıyor.

Kalbim yanıyor.

Şaşkınlığım artıyor.

Ruhum kararıyor.

Anlamakta zorlanıyorum.

Çaresiz hissediyorum.

Umudumu yitiriyorum.

Adalet istiyorum.

 

Osman Kavala için

adalet istiyoruz.

 

PEN Türkiye

Kadının Adından Kadının Canına

PEN Türkiye Merkezi'nin, "Kadının Adı Yok" kitabıyla yeni kadın hakları hareketinin öncülerinden, erken yaşta kaybettiğimiz gazeteci yazar Duygu Asena adına koyduğu, her yıl kadın konusunda bilinçli çalışmalarda bulunan bir insana ya da kuruma verdiği "2020 PEN Duygu Asena Ödülü" bu yıl "Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu"'na İstanbul, Goethe Enstitüsü kütüphanesinde önceki gün düzenlenen törenle verildi.

PEN Başkanı, gazetemiz yazarı Zeynep Oral ödülü platform adına genel temsilcileri Gülsüm Kav Önal'a sevgiyle, saygıyla, güç katması dileğiyle sunarken PEN Ayın Kitabı olarak da Gülsüm Kav Önal'ın kaleme aldığı, platformun çalışmalarından derlenen, Doğan Kitap'tan bu ay çıkan "Yaşasın Kadınlar" kitabına verdiklerini açıkladı.

On yıldır Türkiye'de kadın cinayetlerinin ardındaki gerçekleri aydınlatmak için 20 ilde açtıkları temsilciliklerle belgeleri derleyip, kadın cinayeti verilerinin kaydını tutarak her ay kamuoyu ile paylaşan, davalarda mağdurların yanında yer alan platform adına ödül alan Önal, "Bu ödül mücadeleyi daha kararlı yapmanın itici gücü oluyor."

"Önceki kuşaların da kadının uyanmasında büyük rolü var" diyerek ödülü, bu mücadeleyi vermiş, sürdüren ve gelecek kuşaklara taşıyacak olan tüm kadınlara armağan etti. PEN'e etkinliklerinde ev sahipliği yapan deperli işbirliğinin devam edeceğini, iki ülke edebiyatına kapı açan projelerinin temasının da "kadın" olduğunu açıkladı.

Törene aralarında PEN 2019 Duygu Asena Ödülü sahibi avukat Nazan Moroğlu, Asena'nın kız kardeşi İnci Asena, gazeteci Sevin Okyay ve Yazgülü Aldoğan, platform temsilcileri, PEN Yönetim Kurulu ve üyeleri, Asena'nın meslektaşları katıldı. İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu da "Yasaların değişmesi yetmiyor, asıl zihniyetin de değişmesi için mücadele etmeliyiz" diyerek anayasa'nın kanun aracılığıyla uygulanacağını bilen Atatürk'ün 11 Aralık 1934'te kanunu da çıkardığını hatırlattı.

Bir şiir niye kanar?

Çağrılmayan Yakup’un niye çağrılmadığını soracak kimse kalmadı.

Edip Bey yok, Asmalımescit’in Yakup’u da gideli epey oldu, “şenlik bitti,

bir acı yel kaldı bahçede yalnız”. Kitaba döneceğiz ve ona soracağız yeniden.

‘Sahi, Yakup niye çağrılmamıştı?’

Bir şair olduğu kadar bir şiir kişisi de olan ve öyle de sevdiğimiz,

yine Edip Cansever’in şiiriyle de daha çok sevdiğimiz “Ah güzel Ahmet abim benim”,

hem varlığıyla hem eylemiyle hem şiiriyle sanki

Edip Bey’in “Mendilimde Kan Sesleri”ndeki Ahmet Abi’dir. Ahmet Telli’dir.

Ahmet Telli, belki de yine bir başka Ankaralı’nın, Adnan Azar’ın,

konuştur beni/en çok sustuğum yerden kanıyorum” dediği gibi yazmıştır.

Kanayan şiiriyle sözcükleri konuşturmak, dilsizlerin dili, suskunların sesi

olmak için yazmıştır.

‘Mecbur’ şiir yazmıştır.

Bazı yaşamlar, bazı yazılar, bazı şiirler ‘mecbur’dur çünkü.

Şiir gibi ‘güzel suçlar’ı işlemeye ‘mecbur’ şairlerdendir.

Ergin Günçe Hocamızın, “Güzel suçlar işledin, bir tarih oldun artık”

dizesi de, onun hem şiirini hem kişiliğini hem de suçunu ve bu suçun

güzelliğini bildirmek için yazılmıştır.

PEN Türkiye 2020 Şiir Ödülü’nü bu ‘güzel abimiz’e sunarken,

Ahmet Telli’yi de insanın, şiirin, yaşamın onurunu koruyan

aydın ve şair kimliğiyle selamlıyor, kutluyoruz.

PEN Türkiye  

NİHAL YEĞİNOBALI SONSUZLUĞA GÖÇTÜ.

P.E.N Türkiye Yazarlar Derneği Değerli üyelerinden  romancı, çevirmen Nihal Yeğinobalı eserleriyle yaşayanlar arasına katıldı.

Küçük yaşta doğduğu Manisa topraklarından ayrılıp, İstanbul Robert Kolej'de eğitimini tamamlayan N. Yeğinobalı daha sonra Amerika New York Eyalet Üniversitesi Edebiyat bölümünde öğrenimini devam etmiş, ancak yarıda bırakmıştır.

İlk çevirisi "Allah'ın Bahçesi" ile edebiyat hayatına başlayan N.Yeğinobalı usta bir çevirmen ve iyi bir romancıdır.

Vincent Ewing adını kullanarak ilk romanı "Genç Kızlar"ı okuyucuya kazandırmış, kitap defalarca baskı yapmıştır.

Çeviri ve yazıları birçok dergide yayınlanmıştır.

P.E.N Türkiye Merkezi olarak Nihal Yeğinobalı'ya rahmet, çocuklarına sabırlar diliyoruz.

 

ESERLERİ (Roman) :

ROMAN: Genç Kızlar (Vincent Ewing adıyla, 1950), Eflâtun Kız (V. Ewing adıyla, 1964),  Mazi Kalbimde Bir Yaradır (1987),  Sitem (1998),  Cumhuriyet Çocuğu (biyografik roman, 1999).

ÇEVİRİ: Allah’ın Bahçesi (R. Hichens’ten, 1946), Bir Genç Kız Yetişiyor (B. Smith’ten, 1946), Dağ Çiçeği (D. du Maurier’den, 1946), Istırap Cenne­ti (L. Margaret, 1947), Ayrılık Şarkısı (F. Barclay, 1948), Kâbus Şa­tosu (A. J. Cronin, 1948), Beyazlı Kadın (W. Collins, 1949), Peter Pan (J. M. Barrie, 1949), Anthony Dverse (A. Havey’den, 1949), Düğün Haftası (D. Hutchison, 1950),  Se­venler Hanı (E. Goudge, 1950),  Altı Kişi Arasında (S. S. Van Dine, 1952), Seni İstiyorum (S. Hugh’dan, 1952),  Şüpheli Kadın (D. L. Sayers’ten, 1952), Altı Kişi Arasında (Dine S. S. Van’dan, 1952), Kara İmparator (F. Gerard’dan, 1952), Quo Vadis? (H. Sienkiewicz’den, 1952), Bir Başka Kadın (H. Walpole’den, 1958), Bir Başka Kadın (W. Hugh’dan, 1958),  Oğullar ve Sev­gililer (D. H. Lawrence’tan, 1959), Cesaret ve Fazilet Mücadelesi (J. F. Kennedy’den, 1963), Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (E. M. Remarque’tan, 1963), Leopar (G. di Lampedusa’dan, 1963), Öldüren Büyü (A. Christie’den, 1963), Hayat Hüzünleri (S. Maugham’dan, 1964), Rüzgâr Gibi Geçti (M. Mitchell’den, 1964), Tom Jones (H. Fielding’den, 1964), Cellatlar Şirketi (J. London’dan, 1965), Grup (M. Mc Carthy’den, 1965), Mandarinler (Simone de Beauvoir’dan, 1966), Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu (Lord Kinross’tan, Ayhan Tezel’le, 1966), Don’da Hasat (M. Şolohov’dan, 1966), Büyük Ümitler (C. Dickens’tan, 1967), Mübarek Toprak (P. Buck’ten, 1967), Aşk ve Gurur (J. Austen’den, 1968), Jane Eyre (C. Bronte’den, 1968), Oliver Tıvist (C. Dickens’tan, 1968), Umut Parkı (Austen’dan, 1968),  Karlar Ülkesi Nobel (Y. Kavabata’dan, 1968),  Kalabalıktan Uzak (T. Hardy’den, 1969), Kül ve Ateş (J. Austen’dan, 1969), Âşık Kadınlar (D. H. Lawrence’tan, 1970), Güller Ve Sevgililer (K. Margaret’tan1970), İnsanlık Suçu (T. Dreiser’den, 1970), Her Zaman Bekliyeceğim (G. Metalious’dan, 1971), Kadınca (Simone de Beuvoir’dan, 1972), Kadınca (S. de Beauvoir’dan, 1972), Kalbimdeki Kadın (J. Aus­ten’dan, 1972), Geyikli Park (N. Mailer’den, 1973), Yitik Ufuklar (J. Hilton’dan, 1973), Bizim Kızlar (M. Mc Carty’den, 1974), Havana daki Adamımız (G. Greene’den, 1974), Leylakların Al­tında (L. M. Alcott’tan, 1974), Saltanat Günleri (E. Johnson’dan,  1974), Şehzade ile Dilenci (M. Twain’den, 1974), Voss (P. White’tan, 1974), Hayatın Esiriyiz (S. Maugham’dan, 1973), Seks Meleği Marilyn Monroe (N. Mailer’den, 1973), Kiev’de ki Adam (Azize Bergin’den, 1974), Başkaldıranlar (F. Knebel’den, 1975), Zampara Alfi (B. Naughton’dan, 1975), Yıldızlarla Evlilik Aşk ve Seks Falı (T. King’den, 1976), Cennet Çayırı (J. Steinbeck’ten, 1976), Metro: Pelham Bir İki Üç (J. Godey’den, 1976), Büyük Cinsel Ansiklopedi Dünden Bugüne (Lynn Barber’dan, 1976), Cinsel Teknik (1977), Kung fu Kralı Mafya’ya Karşı (1977), Ormanlar Kralı Robin Hood: Yoksulların Umudu (1978), Ana (P. S. Buck’tan, 1983), Büyüdükçe (J. Cortazar’dan, 1985), Pinokyo (C. Collodi’den, 1985), Don Kıyısında Hasat (Şolohov’dan, 1985), Dom Casmurro: “Halet” (M. de Assis’ten, 1986), Emma (J. Austen’den, 1986), Gurur Dünyası-Vanity Fair (W. M. Thackeray’den, 1986), Güneşteki Adamlar (Hasan Kanafani’den, 1986), Örümcek Ka­dının Öpücüğü (M. Puig’den, 1986), Tanrıya Adanan Toprak (E. Caldwell’den, 1986), Bir Yaşam (E. Kazan’dan, 1989),  Mutlu Prens (O. Wilde’dan, 1989), Hüsran Tangosu (M. Pu­ig’den, 1989), Dokuzbuçuk Hafta (N. Elizabeth Me’den, 1989), Grimm Masalları (J. L. C. Grimm-W. C. Grimm’dan, 1989), Tom Saıvyer (M. Twain’dan, 1989), Yüzbaşı ve Düşman (G. Greene’den, 1989), Beşinci Çocuk (D. Lessing’den, 1990), Dorian Gray’in Portresi (O. Wilde’dan, 1990), Hilalin Işığında (D. de Sozua’dan, 1990), Ruhlar Evi (I. Allende’den, 1990), Sürücü Koltuğu (M. Spark’tan, 1990), Uyandırılmış Toprak (M. Şolohov’dan, 1991),  Alice Harikalar Ülkesinde (C. Lewis’ten, 1991), Er­keklerin Kalpleri ve Hayatları (F. Walden’dan, 1992),  Melekler Zamanı (I. Murdoch’dan, 1992), Sempozyum (M. Spark’tan, 1992), Ağ (I. Murdoch’dan, 1993), Bir Dişi Şeytanın Hayatı ve Aşkları (F. Weldon’dan, 1993), Zümrüt Kent (F. Baum’dan, 1993), Kucaklaşmanın Kitabı (E. Galeano’dan, 1994), Rüzgârın Yüzyılı (E. Galeano’dan, 1994), Beyaz Otel (D. M. Thomas’tan, 1995), Elli Yaş Korkusu (E. Jong’dan, 1995), Başkanın Çocuğu (F. Weldon’dan, 1995), Bir Kadın Düşmanından Öykücükler (P. Highsmith’den, 1996), Bir Sarı Çiçek (J. Cortazar’dan, 1996), Isfahanlı Hacı Ba­ba’nın Maceraları (J. Morier’den, 1997), Huckleberry Finn’in Maceraları (M. Twain’den, 2003).

21 MART DÜNYA ŞİİR GÜNÜ (2020)

Dünyayı aşklaştırmanın özel bir edimidir şiir. Referansları özgürlük, adalet ve vicdandır. Özgürlüğe evrensel, adalete toplumsal ve sınıfsal, vicdana bireysel olarak yaklaşır ve özümser; onları insani ve estetik boyutlarda yeniden üretir.

Şiir her türlü inanç sisteminin ve ideolojilerin sınırlandırdığı dar algı aralıklarının karşısına, dinamik ve sınırlanmamış bir kadrajla çıkar. Bu kadrajdan uzanarak kucakladığı ufuklarda şair de, şiir alımlayıcısı da özgürleşir ve zenginleşir. Bu bağlamda, dili de tıkızlaşmış hâlinden kurtarıp sözcüklerin özgürleşmesini sağlayan şiirdir.

Şiir, içinde yaşamak zorunda bırakıldığımız bu karanlık dünyanın yerine ışıltılı, kardeşçe ve yaşama sevincinin rüzgârıyla dolu bir dünyayı geçirir; bunun olabilirliğini gösterir ve hepbirlikte’liğe çağrı çıkarır. İnsanların köşeye sıkıştırılmışlıklarına karşı, onların birlikte gösterebilecekleri tükenmez gücü; tek düşürülmüş bireyin horlanmasına ve aşağılanmasına karşı, insan tekilinin el değmemiş zenginliklerini ve yaratıcı coşkularını sezinletir. 

Şiirin zihnimizde şimşekler çaktırabilen gücü, hayat ile geçişmiş bir duygu – düşünce – imgelem diyalektiğinin yapılandırdığı yaratıcı bir süreçte oluşmasından kaynaklanır ve ayrıca bu nedenle her şiir, biriciktir.  Sistemin dayattığı aynılaşma ya da aidiyet kalıpları yerine, “kendi” olabilmek ve ben’i, biz’e taşıyabilmek için, özgürleştirici imgeleriyle sezgisel aklın hayata çağrılmasının da yoludur şiir. Düşlerinin ve bilme merakının öznesi olamayan insan, verili hayatın bir nesnesine dönüşür. Şiir ise, kazandırdığı imgesel düşünüş sonucu “hayır” diyebilme cesaretini hatırlatır kişiye.

Doğayı, toplumu ve insanı anlayan ve gelecek sezgisinin ışığını bilincin ekeneklerine sızdıran şiir, olmuş bulunanla ve olmakta olanla bağını kopartmadan, ütopyamızı çiçeklendirir. Biz ki, o ütopyadan bugün, şu an hayatımıza neyi çağırabiliyorsak, onu yaşayabilmeliyiz. Bu durum, şiirin gerçek ile uyumsuzluğunu, onun gerilimli bir alan olduğunu duyumsatmaktadır. Şair, bu gerilimin sancılarını göze alan kişidir; gerçeğin hâl ve gidişine itiraz daima şiirden gelmiştir çünkü. Gerçek, yalanla yer değiştirdiğinde o, kendi hakikat’ini kurar; gerçek diye belletilen yalanların perdesini aralayarak, hakikat olanı gösterir. Bu nedenledir ki, iktidar odaklı hangi güç varsa, şairi ve şiiri sakıncalı bulmuştur. Şiir ise itirazlarını yükseltirken, ölüme karşı yaşamı, karanlığa karşı şavkı, savaşa karşı barışı, sömürüye karşı alın terini, kısıtlamalara ve zulme karşı özgürlüğü savunmaya devam eder; bir yandan da her türlü ötekileştirmeye karşıdurur.

“Gülün gülle tartılacağı” bir dünya, aşk hâlinde bir dünyadır ve bu, şiirin düşüdür. Şiir, önce kendini aşk’laştırarak yola koyulmakta ve tahayyülün sınırsızlığına doğru kanat vurmaktadır

Dünya Şiir Günü bütün bunları yeniden hatırlamak ve hatırlatmak olsun… 

Share button