Kâbesi İnsan, Bitlisli Saroyan!

27 Ekim 2008, Pazartesi

"Van Gölü'ne
Yanıyor gözleri babamın, bakışı buğulu;
Geride kalıyor Van gölü, ey keder küpü iç deniz,
Babadan oğula yüreğimiz, dualarımız seninle şimdi.
Sert, hoyrat bir vedayla koparıldığı vatanın
Kıyısından, batıya doğru yüzünü çevrildiğinde babamın
Duyduğu dehşet, huşu benim içimde yaşıyor simdi.
Bizi rahat bırakmayan acıların simgesi,
Doldukça dolan keder küpü, ey Van gölü.

 

Toprağından dönmemecesine ayrıldı babam
Efsanelerin beslediği o gökyüzünden uzak
Ölüp gitti ama ardında beni, küçük hayaletini
Bıraktı yas tutsun diye; soğuk, sislere gömülü,
Yağmurların yıkadığı o gölün, tüm ölümlü acıların,
Toplandığı o havuzun kıyısında ağıdını yakıp ağlasın diye."
 San Fransisko, Kaliforniya, 7 Nisan.1933 William Saroyan (1)

1970'li yılların başı! Diyarbakır'da liseyi yeni bitirmişim. Üniversiteye girebilmek için o yıllarda sadece Ankara ve İstanbul'da olan üniversiteye hazırlık kurslarından İstanbul Kabataş set üstünde olan Gökşen Dershanesine devam ediyorum. Liseden donanımlı bir edebiyat okuru olarak üniversiteye hazırlanıyorum. Her aybaşı evden para geldiğinde soluğu Cağaloğlu Yokuşu'nda alıyorum. O yıllarda Varlık Yayınlarının Cağaloğlu Yokuşunda bir yeri vardı. İç içe geçen iki odadan oluşan, teşhirden çok, kitapların görünür bir karışıklık içinde daha çok üst üste istiflenmiş konumda bir hâli vardı. Temiz kitaplara daha az indirim yapıyorlardı. Bir de dipteki odada muhtemelen ambalajlamadan kaynaklı eziklikleri olan kitaplar vardı. Onlar ise yarı fiyatına satılıyordu. Zaten arkalarında 1, 2 ya da 4 lira yazan Varlık Yayınlarının küçük boy cep türü kitapları bir de yarı fiyat olunca her defasında beşer onar alıyordum.

Ve o kitapların tümünü o yılların İstanbul'unda okuduğumu anımsıyorum. Nerdeyse otuz yıl geçmiş üzerinden. Geçtiğimiz günlerde yazarın doğumunun 100. yılı olması nedeniyle UNESCO'nun 2008 yılını, "William Saroyan Yılı" olarak ilan ettiğini öğrendim. Varlık Yayınları arasında o yıllardan kalma iki Saroyan kitabım vardı Biri "İnsanlık Komedisi",(2) diğeri "Aram Derler Adıma".(3) Yanlarına son yıllarda yayınlanmış (2004 Aras Yayınları) "Yetmiş Bin Süryani" kitabını da katıp üçünü birlikte bir hafta sonu bir kez daha hızlı bir okumadan geçirdim. Tabi bu okumayı dile getirirken bir vefa örneği gösterip Aziz Gökdemir'in dizi editörlüğünde Aras Yayıncılığın yayımladığı diğer Saroyan külliyatını da anmadan geçmek olmaz. (İnsanlık Komedisi-Yüreğim Dağlardadır- Ödlekler Cesurdur- Yetmiş Bin Süryani- Paris Fresno Güncesi).

Okumalarımdan öğrendim ki; "Ben bir öykücüyüm" diyor Saroyan "ve tek bir hikâyem var: insan". İnsanı, özellikle de sıradan, gündelik hayatın hengâmesi içinde "kahraman" olmayan sivrilmeyen, kendi yazgısı ve yaşamı içinde adeta günü kurtarma uğraşı içindeki "küçük" insan, Saroyan'ın edebiyatının dert ortağı. Yazı dilindeki hissiyat, onu özgün kılan olmazsa olmazı; sade, konuşur gibi yazan ve bu nedenle "Saroyanesque" denen bir edebi üsluba sahip.

Babası, Bitlis Ermenilerinden Rahip Armenak, savaşın ayak seslerinin yaklaştığı yıllarda Amerika'ya göç etmiş. Saroyan Amerika'da doğmuş. 31 Ağustos 1908'de. Asıl adı Aram Karaoğlanyan. Kendisi bizzat sürgünlük yaşamamış. Ama bir iç sürgünlüğü olduğu bütün yazarlık hayatından besbelli. Çünkü sadece babası ya da yakın aile fertlerinden bildikleri değil, neredeyse yenidünyada karşılaştığı bütün Ermeni ya da diğer sürgünlerin ruh halinde, hep; "Gitmekten, yollara düşmekten başka çare yok". Hatta daha da ötesi "her şeylerini, canlarını bile kaybetmeye ramak kalmış" bir tükenme serüveninden gelenlerin serencamı var. İnsan teki olabileceklerin en zalimini erken hissedip davranınca, yollara düşünce bir kez, çok şeyi kurtardığının yanında, daha çok şeyleri de yitirdiğini öğreniyor.

İşte Saroyan'ın öğrendiği de bu; aile vasiyetine uyuyor. 58 yaşında iken baba toprağına Bitlis'e, köklerinin olduğu diyarlara geliyor. Duygu yüklü anlar. Kelimelerin belki de kifayetsiz kaldığı anlar. Ve o günlerin tanığı Fikret Otyam'ın aktardıkları; "Durmadan soruyordu: "Saroyanların evi yıkılmış da olsa nerededir?" Gidiyoruz, deniliyor. O (William Saroyan) ise durmadan soruyor. Saat 14.30'du. Yıkılmış, sadece bir metre yükseklikte bir duvarı kalmış, bütün Bitlis'i tepeden gören bir arsaya geldik. Yeşil, yeşil ottu önü, otlar arasında papatyalar patlamıştı. "İşte, Saroyanların evi burası!" dediler.
Duvarda, lamba koymak için oyulmuş taşın içinde de çiçekler bitmişti, oraya gelen Saroyan, elleriyle toprakları temizledi. Sonra etrafına baktı, baktı, baktı:
"Yaşanacak güzel bir yer, güzel manzara, güzel Bitlis, çiçekler güzel, her şey güzel."
"Ben Amerikalıyım ama Bitlisli olduğumu hiçbir zaman unutmadım..."(4)

Bu nedenle Saro, söyletiyor bir öykü kahramanına; "Öğrendim ki insanlar ne söylediğinizi de, ne yaptığınızı da unuturlar. Ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmazlar."

Okumak, insanı olgunlaştırıyormuş Saroyanca, yazmak ise titizleştiriyormuş. Saro Amcamdan öğrendim.

Okuduğum beş kitabından da yeniden bir kez daha kavradım ki; yazdıklarında, öykülerinin küçük farklı isimlerdeki çocuk ya da yetişkin kahramanları arasında hep kendisi var. Anlattığı çok iyi tanıdığı insanlarla birlikte aslında kendi hikâyesi ve gördükleri ve yaşadıkları...

2002 yılında Yapı Kredi Yayınları arasında yayınlamış Ara Güler "Yeryüzünde Yedi İz"(5) fotoğraf-albüm kitabını. Yedi İz'den biri William Saroyan. Her İz'in yüzü için bir de yazı yazmış Ara Güler. Saro'nunkinde diyor ki Ara Güler, Saroyan'ın sözleriyle; "Gitme, ama eğer gitmen gerekiyorsa, merhaba de herkese." İşte o fotoğraflara baktığımda Yeşilçam filmlerinin babayani aktörü Hulusi Kentmen tarzı bir deste pos bıyık, koca bir burun; ama yüze, bakışa yakışan bir koca burun. Daha dün Bitlis çarşısında önüne gelene merhaba demiş ve 1964'te Bitlis'te yaptığı gibi. Balıkçı bir kazak ve kelamı salt yazdıklarında değil, bakışlarında olan bizden biri Aram Karaoğlanyan...

"Oturduğunuz mahallenin küçük insanlarını tanır mısınız? İspanya'da iseniz, komşunuz küçük ayakkabı boyacısını, Paris'te iseniz Rue Lafitte'nin köşesindeki deri ustasını ya da Kopenhag'daki dondurma satıcısını? Eğer siz bu küçük insanları tanımıyorsanız, William Saroyan tanır hepsini. Hem de tüm dünyaları ile. Freesno'da doğmuş ama tüm dünyanın adamı olmuş. Onun bakışı ile insanlara bakmak, dünyayı ikinci kez keşfetmekten daha üstün bir şeydir. Çünkü Saroyan en küçük şeyin en önemlisi olduğunu öğretir bize" diyor Ara Güler kitabı Yeryüzünde Yedi İz'de...

Geçip gitmiş, mazide kalmış harikulade dünyaların, zamanların, yaşanmışlıkların hatırasını taşımanın bugünlere kalacakları adına William Saroyan'ın nam-ı diğer Aram Karaoğlanyan'ın memleketinde, Bitlis'inde, "Bir dikili ağacı" olmak adına bir şeyler yapmak gerek. Evet, bir şeyler yapmak gerek! Bu onun adına bir kütüphane mi olur.(6) Bitlis'in Sapkor Ermeni Mahallesinde hâla kimliğini koruyan eski bir ev, mümkünse kendisinin de bizzat gördüğü kendi evi, hâla o duvarı da kalmışsa eğer, yeniden restore edilip "William Saroyan Kültür Evi" olarak Bitlis'e ve dünyaya yeniden kazandırılması mı olur? Ya da olmadı Bitlis'in bir mahallesinde çok sevdiği ve öykülerinde hep anlattığı çocuklar için bir çocuk parkı da olur. Yeter ki adı William Saroyan olsun. Münasip bir yerine de bir levha dikilsin. Saroyan'ın o şehirli, yani Bitlisli bir Ermeni olduğu ve dünya gözü ile 50 küsur sene evvel ata vasiyeti üzeri gelip memleketini gördüğü de, mutlaka yazılsın.

 


1. William Saroyan. Yetmiş Bin Süryani. Aras Yayıncılık.2004. Çeviri Ohannes Kılıçdağı-Aziz Gökdemir.
2. William Saroyan. İnsanlık Komedisi. Varlık Yayınları. 1964. Çeviri Nurettin Özyürek.
3. Willam Saroyan. Aram Derler Adıma.. Varlık Yayınları. 1964. Çeviri: Türkkaya Ataöv.
4. Fikret Otyam. 07. Haziran.1964. Pazar. Cumhuriyet Gaztesi
5. Ara Güler. Yeryüzünde Yedi İz. Yapı Kredi Yayınları, 2002. İstanbul.
6. Recep Maraşlı Gelawej.org sitesinde böyle bir öneride bulunmuş.

Share button