Prinkipo

3 Eylül 2007, Pazartesi

“ Prinkipo ahh Prinkipo “*

Yanık, özlem dolu bir sesle açıyorum gözlerimi. Anlamaya çalışıyorum sözleri.

“ Aya Yorgi tepesinde kaldı aklım, Çimlendi sende ilk aşkım. Prinkipo ahh Prinkipo “

Sesin geldiği yöne ilerliyorum. Daha yakınlaşıyor sanki.

“ Kaytan bıyıklıdır o, Çok yakışıklıdır o.

S’agopaw s’agopow.* Prinkipo ahh Prinkipo “

Aaa! Şarkı Türkçe. Kadını görünce duraklıyorum. İlerlemiş yaşına rağmen, gençti sesi.

“ Günaydın!”

Önce aldırmıyor bana.

İrkilişinden beni fark etmediğini anlıyorum.

“ Tourkos?”*

“ Evet. Siz de Türkçe söylüyorsunuz?”

“ Hı.”

“ Nereden öğrendiniz?”

“ Neyi?”

“ Türkçeyi. “

“ Ben Prinkipo’da doğdum. Gençken gelmişim buralara. “

Prinkipo neresi? Hiç duymadım.”

Aptallığım, cahilliğim yüzünü güldürüyor.

“ Sen ada bilmez misin koritsi mou?”

“ Biliyorum.”

“ Eee! Ne sorarsın neresidir Prinkipo? “

“ Hiç duymadım.” “ Proti, Kalki, Antigone bunları da duymamışsın?”

“ Yok. Duymadım.”

“ Ah panaya mu?* “

Koca Ada?”

“ Büyükada?”

“Hı.”

Taze sıkılmış üzüm suyunu bırakıyor önüme. Ağaçlardan gelen limon kokusuyla doluyor içim. Sonbahar buraya geç geliyor belli. Seviniyorum tam mevsiminde geldiğime. Saf zeytinyağı içinde bir tabak dolusu kalamata zeytini. Taze ürün. Yeşilden kahverengiye yeni dönüyor. Acımsı bir tadı var.

“ Bak bu fete peynir. Aratmaz sizin beyazı.”

Sarımsak dişleri, kırmızıbiber ve mis gibi zeytinyağı var peynirin harcında. Aynı tezgâhtan çıkmış küp şeker büyüklüğünde kesilmiş peynir. Çok lezzetli.

“ Adım Maria. Sen de bana Zeynep Theia! *”

“ Anlat bana Tiya!”

Yüzüme kaygıyla bakıyor. Feri sönmeye başlamış gözlerinden acı okunuyor sayfalarca.

“ Sonra!”

Siyah, solmuş, uzun elbisesi var sırtında. Başında da siyah bir örtü. Uzaklaşıyor yan bağa doğru. Ben de pansiyona dönüyorum.

Güneş kayboluyor daha sabah saatinde. Yerini kara bulutlara terk ediyor. İçim üşümeye başlıyor. Peşinden buralara geldiğim Theo geliyor aklıma. Ada küçük ama nasıl bulacağım onu? Buradakilere sormaya utanıyorum hafifliğime vermesinler diye.

Yağmur sonrası güneş yattığım odaya doluyor. Dışarı atıyorum kendimi.

Adanın dar, iç içe geçmiş evlerine hayranlıkla bakıyorum. Bizim Ege’ye benziyor sokaklar. Yollar bildiğimiz büyüklü, küçüklü taşlarla döşeli. Aralarında yol bulup çıkabilen otlar var.

Yaşlı kadınlar evlerinin önünde laflıyorlar. Bazıları boynundan geçirdiği yünü başparmağına dolayarak örgü örüyor. Ağır örüyorlar örgülerini. Zamanı uzatmak istermişçesine. Belli ki yasa durmuş çoğu. Üzerlerinde siyah elbise var. Yas elbisesi. Hiç genç yok gibi. Birkaç kız çocuğu ip atlıyor sokağın ortasında. Çift ip.

Theo’yu sokaklarda arıyorum. Biliyorum! Bu adanın herhangi bir yerinde nefes alıp, vermekte. Kızgınlığını kusmakta yazılarıyla bana. Oysa ben böyle olmasını istemedim hiç. Önce ağabeyim karşı çıktı beraberliğimize, sonra da babam. Annem. Canım annem. O hep yanımda oldu. Dayanamadı kızına. Ağır bastı aşkım.

“ Git kızım. Theo seni seviyor, sen de onu. Aşkınız için git, bul onu!”

Yola çıkarken kimseye haber vermedim. Annemin kokusunu, aşka olan inancını taşıyarak yüreğimde otobüse bindim. Marmaris’ten yarım saatte aldığım vizeyle adaya geçtim.

Theo! Neredesin? Bir yıl oldu görmeyeli. Yüreğine birisi girdi mi? Yolumu şaşırdığımdan pansiyona geri dönmem zaman alıyor.

Maria yerinden kalkıyor. Sevinç var gözlerinde. Esmer tenindeki al yanakları çatlamış ince damarlarla dolu. Elimi sıkıyor. Bağ içine götürüyor beni. Hiç bırakmıyor elimi yavaş adımlar atarken. Kendi kendine konuşuyor. Sabahki şarkıyı mırıldandığını anlıyorum.

“ Prinkipo ahh Prinkipo,

Min me ksexnas *

Sta kalo sta kalo.*

Kalbimdesin Prinkipo ahh Prinkipo”

Ağaçtan masanın yanında hasır sandalyeye oturtuyor beni.

“ Ela konda mou, plisiase!” *

“ Sen bilir misin koca adayı moraki mou?”

“ Büyük Ada?”

“ Bilmez miyim tiya? Oralarda oturmuyorum ama her baharda havalar ısınınca piknik yaparız adalarda. Çoğu zaman da okuldan kaçarız arkadaşlarla.”

Birden coştuğumu hissediyorum. Theo yine aklımın sahnesinde.

“ Zeynep Tiya?”

“ Moraki mou?” “

Ben orada âşık oldum.”

“ Yapma vre!”

“ Söz verdik birbirimize, “Hiç ayrılmayacağız!” diye. Kısmet işte. Hiç unutamadım. Peşinden buralara geldim. Adı Theo.”

Daha yakınıma çekiyor taburesini. Başörtüsünün sağ kulağına gelen tarafını indiriyor daha iyi duyabilmek için beni.

“ Thedorakis!”

“ Evet.” “

Bilirsin kimlerdendir?”

“ Babasının adı Kozma. Bakkal Kozma diyorlar.”

“ Boş ver be tiya beni. Sen neden bırakıp da geldin doğduğun yeri?”

“ Çok uzundur vre! Sen daha yokken, anan- baban ufacıkken gelmişim buraya. O zamanlar güzel komşuluk ederdik. Sonra neler oldu tam kalmamıştır aklımda. Yazın bittiğine yakın bir akşamda sizinkiler evlerimize saldırmıştır. Zorla bindirildik kayıklara. Geldik buralara. Çeyizim sandıktaydı. Evlenecektik Hayri’yle. Faytoncu Hayri. Ahh eimai kaimenos!* Kayıklara binerken bakışını görmeliydin. Delikanlidir Hayrimu ama akar onun da gözlerinden yaş. Ona verdiğim roze oyalı mendili salladı bana. Son kalandır gözümde mendilimi siga siga öpüşü. On iki yıl geçmiştir aradan evlendi. Ben düşünmemişimdir ondan başkasıyla evlenmeyi. Öyle sevmişim ki vre! Bakamadım başka beylere. Akrabalar ölünce ben de buralara kapı bulmuşum. Anlar mısın dediğimden. Uzun oldu konuşmayalı. Hı koritsi mou?”

Anlamaz mıyım Tiya! Öykülerimizin karışması bana verdiği gücün yanında, korkuları da soktu yüreğime.

Sustu Zeynep Teyze. Ellerine başını almış, öyle duruyordu. Ne düşündüğünü bilmek istedim.

“ Düğün etmiş diyorlar Hayrimu,

Bana benzermiş eşkâli.

Damat olmuştur Hayrimu;

Bana yanarmış ciğerimu.*

Prinkipo ahh Prinkipo.”

Gözleri yaşlı yüzüme bakıyor.

“ Gidersen koca adaya yangın evinin arkasındadır evim. Uğrayasın. Yerinde midir ev?”

İçimin yandığını sanıyorum. Ada pek değişmedi. İstanbul tanınmaz bir durumda ama Büyükada hiç değişmedi.

“ Bulurum elbet!”

Üç gün geçti. Aramadığım sokak kalmadı Theo’yu. Ertesi sabah ayrılmaya karar veriyorum. Bütün ada anılarımı bu adaya gömmeye yemin ederek.

Gecem anılarla, hayallerle sabaha varıyor. Tombul bir güvercine ekmek atıyorum perde arkasından. Kaçar diye korkuyorum. Karnını sallayarak öteki ekmek kırıntısına yürüyüşü oyalıyor beni. Zeynep Teyze çoktan kalkmış, biriyle konuşuyor. Uzun boylu, gençten biri. Benim kaldığım pencereyi gösteriyor.

Theo!

Bu Theo.

****

Bu güzel adadan ayrılırken Zeynep Tia’da kalıyor aklımız. Sarmaş, dolaş yolculuyor bizi. Çok ağlıyor. Mutlu, özlemli bir ağlayış ıslatıyor kırmızı yanaklarını.

“ Gidesiniz vre! Bulasınız evimi, çeyizimi. Ayrılmayasınız hiç. Selâm olsun diyesiniz Hayrimu’ya.”

Büyük Ada’ya yaklaştığımızda ikimiz de heyecanlıydık. Tiyanın evini de bulduk. Ev çok kötü durumda. Komisyoncuyla konuşuyoruz. Aylarca süren yazışmalar sonucu tek varis Maria’dan satın alıyoruz evi. Hiç para ödemiyoruz. Telgraf çekiyor Tiya;

“ O parayla tamir ettiresiniz evinizi. Bulasınız çeyizimin kalanını da.”

Ev dediğim koca bir konak. Haremlik ve selâmlığı olan ahşap bir konak. Babamların da yardımıyla tamir ettiriyoruz aslına uygun kalarak. Birinci derece tarihi eser olduğundan dikkatli ve yavaş davranıyoruz. Konaktaki eşyaları bakıma sokuyoruz. Tamirlerini yaptırıp, cilalatıyoruz. İkiz kardeşler var eskici. Ferhat’lar. Zeynep Teyze’nin çeyizi bir şekilde ellerine geçmiş. Satın alıyoruz. Hafif sararmışlarsa da, evimizi sıcacık tutacak Maria’nın çeyizini seriyoruz her yere. Şeker çuvallarına nakışlanmış Hayri’yle Maria’nın aşkları. Kırmızı, yeşil ağırlıklı çiçekler işlenmiş bej rengi perdelere. Masa örtülerinde mimozalar açmış.

Doğacak bebeğimizi konuşuyoruz Theo ile.

Bir yıl sonra kucağımızda minik kızımız Zeynep’le varıyoruz Tiya’mızın yanına. Öpücüklere boğuyor adaşını.

“ Ah koritsi mou, ah moraki mou Prinkipo sizinle güzeldir artık he?”

Ağlıyor.

“ Hayrimu nasıldır?”

Theo da ben de susuyoruz önce. Çabuk toparlanıyor Theo.

“ O da seni sorar tiyamu!”

“ Bilirim o da unutamaz beni.”

Tiyadan ayrılırken ellerimiz kavuşuyor Theo’yla. Söyleyemedik Faytoncu Hayri’nin geçenlerde öldüğünü. Yanına Maria’nın resmini koymalarını vasiyet ettiğini söyleyemedik.

El sallarken mırıldanıyor tiyamu;

“ Prinkipo ahh Prinkipo

Erhomai Prinkipo, erhomai Hayrimu,

Kalinihta Prinkipo, kalinihta Hayrimu.

İse mesa stin kardiamou Prinkipo,

İse mesa stin kardiamou Hayri mou.”

 

 

 

 

Prinkipo: Büyükada

Proti: Kınalı Ada

Antigone: Burgaz Ada

Kalki: Heybeli Ada

Theia: Teyze

Min me ksexnas: Beni unutma

Sthn igiea sou: Sağlığına

Sto kalo: Güle güle

Tourkos: Türk

S’ago paw: Seni seviyorum

Psixi mou: Canım

Moraki mou: Yavrum

Panaya mou: Meryem Anacığım

Eimai kaimenos: Zavallıyım. Zavallı ben

Siga: Yavaş

Koritsi moi: Kızcağızım, kızım

Kalinihta: İyi geceler

Erhomai: Geliyorum

 

Çevirilerinden dolayı Burç İdem Dinçer’e sevgiler.

Share button