12 Eylül: Haksızlığın Kan Sesi

23 Eylül 2007, Pazar

“Diyarbakır Cezaevi*

kim duyar çığlığını

kendin bile duymazken

                                    artık

kim bilmek ister

    tanrı bilmezden gelirken”

Tarık Günersel

(12 Eylül 2007 sabahı Diyarbakır’da yazılan şiir)

12 Eylül 2007 sabahı en az onbinlerce Diyarbakırlı'nın belleğinde onlarca yıl yer etmiş, belki de onlardan daha çok sayıda uzaktaki duyarlı insanların da belleğinde hep yer etmiş şimdi artık adli tutukluların mekânı olan Bağlar direkhane civarındaki Diyarbakır eski beş no.lu cezaevinin önündeyiz.

İstanbul’dan hazırlıklarının epeydir sürdüğünü bildiğim ve örgütlenme çalışmalarını 78’liler Girişiminin düzenlediği "Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu"nun katılımcıları ve yerel destekçileriyle birlikteyiz.

Diyarbakır bir darbe uzaklığında...

Diyarbakır, size ne kadar uzak? Diyarbakır, size ne kadar yakın? Belki bir darbenin uzaklığında, belki de (hep arzulanan) demokrasinin yakınlığında…

"Bizlere uzaktı ancak 27 yıl sonra gelebildik" diyorlar, bizim buraların geç çıkan “şire üzümünü” ancak yazdan kalma eylül sıcaklarının “olgunlaştırıp” tadına vardıracağı günlerinde.

Kimi ülkeler vardır, darbe olur o ülkelerde, sonra üzerinden epeyce bir zaman geçer, darbeciler yargılanır. Eski dosyalar açılır.

Kimi ülkelerde darbe gider ama yaşatılmaya devam edilir...

Genellikle de ülkenin tümü o kara günlerden bir ölçüde nasibini almış olur. Latin Amerika’da darbe ile tanışıp dünya gündemine oturan Şili gibi ülkeler bu kabildendir.

Kimi ülkeler de vardır ki; darbe karabasan gibi gelir, kasıp kavurur da kimi bölgeler ya da şehirler acının, zulmün çok daha fazlasını, katmerlisini yaşarlar. Yaşamakla kalmaz darbe gider, izleri konuşulur ama yaşananlar yaşatılmaya devam edilir, o şehirlerde o coğrafyalarda, ora’larda…

İşte Türkiye buna örnek ülkelerden.

Bu sebeple 12 Eylül dosyası açılacaksa eğer, Diyarbakır’a ayrı bir sayfa açmak her zaman önemli. Yine ol sebepten 78’liler Girişiminin Diyarbakır’a atfen çaba içine girdiği bu çalışmayı çok önemsediğimi itiraf etmek durumundayım.

Kamber Ateş'in hikayesi...

Tek başına, anasıyla, ana dilini konuşmaktan; yasayla, talimatla, uygulamayla ve baskıyla men edilen Kamber Ateş’in hikayesi ve yattığı mahpushanenin duvarına yine mahkumun kendisine aldırttırılıp bizzat kendisine yazdırılan “Türkçe Konuş, Çok Konuş” sözü bile tek başına bütün bir çağı sorgulamaya yeter değil midir?

Kendisine dayatılan dilin zorla konuşturulmasının gereklerini yerine getirmedi diye olmadık işkencelere uğramanın, hatta öldürülmenin yaşatıldığı ve bugünlerde sıkça telaffuz edilen Ebul Garip Cezaevine rahmet okutacak Diyarbekir zindanı değil midir 12 Eylüllü günlerin Diyarbakır’a dair tezahürü!...

Siyasal erk geçmişle yüzleşmeye niyetli değil

Bu ülke, geçmişiyle yüzleşmeye de, geçmişiyle hesaplaşmaya da niyetli de değildir, istekli de değildir. Bu ülke derken elbette kastım ülkeyi yöneten siyasal, bürokratik erke dairdir.

Hoş halkın geniş kesiminin de belleği unutmaya müsaittir de. Şimdilik o cepheyi işin dışında tutuyorum.

İşte bütün bu nedenlerle yine böyle bir günde, 12 Eylül gününde eski bir dosttan aldığım taze armağanı, hiç unutulmadığı için ondan sonraki hayatlarımıza hep müdahil olduğu için 12 Eylül’ü sözle değil fırçayla anlatma becerisine sahip olan biri, Alime Mitap’ın albüm kitabından söz ederek bağlamak istiyorum.

Alime Mitap, Ankara Mülkiye'den arkadaşım. 12 Eylül öncesi yıllarda postalımız parkamızla siyasalın meşhur boykotunda birlikte nöbet tuttuğumuz arkadaşlarımızdan Alime.

Tanırdım, bilirdim de bir insanın fırçasının bu denli, geçmişte yaşadıklarına hükmedeceğine kim bilir açıksözlülükle belki de inan(a)mazdım. Kapağına “Eylül Karanlığından”* ismi uygun bulunmuş bir albüm kitap sözünü ettiğim.

Soyut değil, gerçekçi ve bizzat hayatın, yaşananların içinden resimler Eylül Karanlığından. Kitabı inceledikçe fark ediyorum ki; kitapta yer alan tablolar bir dolu sergiyle epeyce yeri dolaşmış.

Sergilerden fotoğraflara da yer verilmiş “Eylül Karanlığından” kitabında. Birinde Nevzat Helvacı konuşuyor, Alime Mitap yanında, tam karşısında Akın Birdal dinliyor.

Ve kitabın önsözünde Diyarbakırlıların bir hemşehrisi Vedat Günyol’un sözleri: “Bütün bu resimler içinde biri var ki olağanüstü: gözleri bağlı bir güzel insan ‘Gözleri Bağlı Prometheus”.”

Ve Akın Birdal ile kitap elime ulaşmadan bir gün önce 11 Eylül akşamı Mehmed Uzun’un evinin bahçesinde sohbet ediyoruz. Bir başka Vedat, Vedat Türkali’nin kitaplarını Diyarbakır halkına armağan ettiğinin haberini paylaşıyor Akın Birdal Uzun’la.

Umarım, dilerim kitapların başka kitaplarla buluştuğu bir şehir kütüphanesinin kentte açılacağı ileriki günlerde Alime Mitap arkadaşımı da hem sergisi hem de “Eylül Karanlığından” kitabı ile Diyarbekir’in ev sahipliğinde ağırlarız, 12 Eylül zalimlerinin haksızlıklarının kan seslerini unutmadığımızı yüzlerine haykırmamız adına…(ŞD/NZ)

 

* Alime MİTAP. "Eylül Karanlığından". Genişletilmiş İkinci Basım. Etki Yayınları. Eylül 2007. İzmir

Bu yazı 15 Eylül 2007 tarihinde bianet.org adresinde yayımlanmıştır.

Share button