PEN Türkiye Merkezi'nin Vereceğini Açıkladığı Ödüllere İki Değerli Üyemizden Eleştiri ve PEN Başkanı Tarık Günersel'in Yanıtı

4 Ekim 2007, Perşembe

PEN Türkiye Merkezi'nin vereceğini açıkladığı ödüllere iki değerli üyemizden eleştiri geldi. PEN Türkiye Merkezi Başkanı Tarık Günersel'in yanıtıyla birlikte yayımlıyoruz.

  

Pen Türkiye Merkezi Yönetim Kuruluna

PEN Türkiye Merkezi, yeni yönetim kurulu, seçimin hemen ertesinde yaptığı ilk toplantısında üç yeni ödül konulduğunu duyurdu üyelerine; “Halide Edip Adıvar Roman Ödülü”, “Dede Korkut Öykü Ödülü”, “Yunus Emre Şiir Ödülü…”

“Ödül” konusunun edebiyat/sanat dünyasının en tartışmalı sorunsallarından biri olduğunu söylemek malumun ilamı olsa gerek… Ödül kurumu, jüri, ödülün maddi ve manevi değeri, başlı başına irdelenmesi gereken netameli konular. Elbette PEN’in sanatın/edebiyatın kirlenmiş/yıpranmış bu sorununu sonsuza kadar tartışıp, “oylamayla” karara bağlaması ne mümkün ne de gerekli… Öte yandan, bunca tartışmalı bir konunun hem işleyiş/biçim hem de içerik/öz açısından üyeler ve komiteler bilgilendirilip süreç paylaşılmadan, asgari düzeyde bir tartışma bile örgütlenmeden, “yönetim kurulu” içinde kurgulanması ve kararlaştırılması, üyeler açısından yabancılaştırıcı bir pratik olması yanında, anti demokratik bir işleyiş…

Kaldı ki, demokratik bir örgütün özellikle, kuruluş esaslarında evrensellik iddiasına yer veren uluslararası bir yazar örgütünün koyacağı ödüller, onun bulunulan zamanda, içinde yaşanılan toplumsal-insani gerçeklik karşısında aldığı tavrı gösterir. Çevresinde dönen bütün tartışmalarla ödül, bir örgütün referansı, daha düz bir ifadeyle onun dünyaya, topluma gösterdiği kartvizitidir.

“Hırant Dink Ödülü” koymakla “Dede Korkut Ödülü” koymak, “Halide Edip Ödülü” koymakla, Nezihe Muhittin ya da Ahmet Hamdi Tanpınar ödülü koymak bir yazar örgütü için aynı şey değildir, olamaz da zaten. Bu, neye vurgu yapmak, neye işaret etmek, neye dikkat çekmek, insanları ne türden bir duyarlılığa çağırdığınla ve ne türden bir duyarlığın olduğunla birebir ilgilidir.

İtirazımızın, kurgulandığı ve tasvir ettiği zamanın- zamanların toplumsal- siyasi gerçekliğinden ayrılamayacak bir kültürel olgu olan Dede Korkut öykülerinin külliyen reddi anlamına gelmediği açıktır. Sadece, öykülerin yaygın simgesel anlamına, Türklerin kuruluş mitlerindeki yerine dikkat çekmek istiyoruz. Milliyetçilerin Dede Korkut öykülerini sahiplenmesi hiç de tesadüf değil. Çünkü Dede Korkut öykülerindeki “güçlülük, savaşçılık, devlete sadakat, soyun korunması” gibi temalar, bugün de milliyetçiler tarafından evrensel insani değerlerin karşısına “ezeli ve ebedi” Türklük değerleri olarak” konmaktadır.

“Dede Korkut Ödülü”nün konulması gerekçelerinden biri (sözlü sohbetlerde) milliyetçilerin sahip çıktığı kültürel olguları, onlara kaptırmamak olarak açıklanmıştır. Ancak niyet ne olursa olsun, Dede Korkut, Halide Edip ve Yunus Emre ödüllerinin, toplumdaki egemen zihniyetle tartışmasızca uzlaşmak, ona tabii olmak ve ona hoş görünmek dışında bir anlamı taşımadığı- taşıyamayacağı kolaylıkla görülebilir. Oysa evrensellik iddiasındaki bir yazar örgütünün görevi, egemen zihniyetle uzlaşmak yerine ona kendi yordamınca itiraz etmektir.

Evrensellik, barış ve kardeşlik niyeti-hevesi, özellikle kardeş halkların ve kültürlerin yok sayıldığı bu topraklarda, egemen bakış açısının, resmi kültürün palazlandırdığı değil, yok etmeye, gözden kaybetmeye çalıştığı kültürel olguları öne çıkarmayı gerektirir. Çoğunluk için değil, azınlık için önemi ve anlamı olan, Dede Korkut’u değil Mem û Zin’i, Türk olanı değil, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi olanı, erkek değil, kadın olanı, kusurlu, çirkin, yasak addedileni. Erişkini değil çocuğu, güçlüyü değil güçsüzü…

PEN Türkiye Merkezi’nin “Dede Korkut Ödülü”nü koyması ise, Türkiye’de Sünni Türklerden başkasını yok sayan egemen zihniyetin, evrensellik iddiası taşıyan yazar örgütü tarafından bir kez daha vurgulanması anlamına gelecektir. PEN üyesi dostlarımız, yönetimdeki arkadaşlarımız, insanlığın evrensel değerleri, ne Türklük ne Kürtlük, ne Ermenilik, ne İngilizliktir, ne Fransızlık; ne İslamiyet, ne Hıristiyanlık ne de Museviliktir. İnsanlığın evrensel değerleri, barıştır, kardeşlik ve adalet duygusu, özgürlük isteğidir, onurlu yaşam arayışıdır.

Şiir, öykü, roman hangi dilde yazılmış, hangi konu etrafında şekillenmiş olursa olsun, ırk din, milliyet, cemaat gibi kurgulanmış kimliklerin ötesindeki insanın hikâyesini anlatır, hep bunu anlatacaktır…

Biz aşağıda ismi yazılı PEN üyeleri olarak, PEN Türkiye Merkezi yönetimini, bu kararı yeniden düşünme- geri çekme ya da dondurmaya, ödül konusu ve yöntemiyle ilgili tartışmaya üyeleri de katmaya çağırıyoruz. Bu tartışmanın araçlarını ortaklaşa yaratabiliriz.

Dostluk ve dayanışma duygularıyla…

Aysegül Devecioğlu, Sezai Sarıoğlu

* * *

Sevgili Ayşegül, Sevgili Sezai,
 
Eleştirinizi okudum, anladığım kanısındayım. 
 
Dede Korkut Türkçe dilinin bilinen en eski öykücüsü. Derneğimizin sahip çıkması ahlaki bir görev, bir emeğe saygı ifadesi.
 
Umarız öbür pen merkezleri de farklı zenginliklere dikkat çeker. Çünkü yarının dünya toplumunun kültür zenginliği bütün bu katkılarla mümkün olabilir.
 
PEN enternasyonal ve enternasyonalist bir oluşum. PEN merkezleri de bu zihniyette olmalı. Yurtiçinde ve dışındakii etkinliklerdeki duruşumuz ve hamlelerimiz de bu zihniyet çercevesinde gelişiyor.
 
Nitekim derneğimizin 2000 yılında İstanbul'da uluslararası bir Dede Korkut sempozyumu düzenlemiş olması belirli bir mirasa sahip çıkma anlamındaydı.
 
Bu ödüller uluslararası olmak üzere tasarlandı. Büyük sermaye ile manipulasyonun at koşturduğu dünyada özellikle gölgede bırakılan dil ve edebiyatların, eserlerin, yazar ve şairlerin gündeme taşınması bütün PEN merkezlerinin görevi olsa gerek.
 
Emeğe ve tarihe saygı. Bu ödüller bu çercevede önerildi ve benimsendi.
 
Muhabbetle,
 

Tarık Günersel

PEN Türkiye Merkezi Başkanı

Share button