Deneme

Yurttaş Hrant Dink’in anısına

Ermeni-Türk ortak atasözleri:
 
●Bir deli kuyuya taş (kendini nehre) atmış,
kırk akıllı çıkaramamış.
●Bir çiçek (gonca) ile bahar gelmez.
●Sora sora Bağdat/Kudüs bulunur.
●Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
 
Dünya Barışı yönünde
Ermeni-Kürt-Türk atasözleri
(Ermeni atasözleri İngilizceden çeviri.)

Antik Ege Şiiri

Etiketler:
V.İzmir Uluslararası Şiir Festivali’nde Hırvatistan PEN Başkanı Zvonko Makoviç’in yaptığı konuşma:

Antik Ege şiiri hakkında konuşmak Avrupa edebiyatının köklerini hatırlamak, kaynağına dönmek demektir. Bu konuda konuşmak cesaret işidir, çünkü binlerce kitaba atıf yapmak gerekir. Doğallıkla, bizim buradaki amacımız iki bin beş yüz yıldır verilen yetkin eserlerden tamamen farklı, özgün bir sonuca varmak değil. Peki, ne yapabiliriz? Kanımca, kesin cevaplar vermektense sorular ortaya koymak daha yararlı olabilir. Antik Ege şiirinin edebiyatın kökleri olduğunu söylemekle, burada Küçük Asya’da başlayan sürekliliğe değinmiş oluyorum. Homeros’un çağından günümüze uzanan bir çizgi var –Alkeus ile Safo’yu da günümüz şairleriyle buluşturan. Binlerce yıllık bir ardışıklıktaki belirli ortak yerler, Homeros, Safo, Alkeus’un yazdıkları ile yakında geçmişte ve hatta yaşadığımız çağda yazılanlar arasında yakınlıklar bulmak demektir. İlyada’da Homeros gerçek bir olay olan Truva Savaşı’nı 15693 heksametrede betimler. Daha kısa olan Odise’de 12210 heksametre savaşı övmez, Odiseus’un Truva Savaşı’ndan sonra karısı Penelope ile oğlu

Faşizmlerden Faşizm Beğenmek Zorunda mıyız?

Etiketler:
“Çocuk çıplak!” dedi Kral.
“Hangisi değil ki,” dedi ana,“kendi çocuklarından başka?”
t günersel
 
 
Darwin’e saygı ile, “insan” adlı primat türü ile ilgili manzara-i umumiye:

Bilim ve eleştirel akıl düşmanı anti-laik dinci hareketler ABD dahil pek çok yerde güçleniyor. Şair ve yazarlar Burma, Çin, İran, Kenya, Sudan ve Zimbabwe gibi pek çok totaliter ülkede zulüm görüyor. Afganistan ile Pakistan dinci faşizmin gölgesi altında.

Türkiye’de Sabahattin Ali, Musa Anter, Hrant Dink, Turan Dursun, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok ve daha nice aydına kıyan faşist zihniyet (ve fiiliyat) yetmezmiş gibi, bilim ve demokrasi kültürü olmayan (ve zaten bunları umursamayan), eleştiriye tahammülsüz dinci faşizm de vahim bir noktaya varmıştır.

Bazı usta yazarlarımıza ödül verilirken başka bazı usta yazarlarımız romanlarında ‘din aleyhtarı’ unsurlar olduğu iddiası ile ısrarla mahkemeye sevk ediliyor. Medya ya satın alınıyor ya da çeşitli yollarla yok edilmeye çalışılıyor.

Bu gerçekleri Batılı yazar, gazeteci ve sanat etkinlikleri nedeniyle bir araya geldiğimiz diplomatlara özenle vurgulamaktayız. Obama Amerikan emperyalizminin B planı olabilir; ama insanlık tarihinde ırkçılığa karşı mücadelede küçümsenmemesi gereken bir hamlenin de sembolü konumunda. Dünyada yüz milyonlarca insan sevinebilmişse, Martin Luther King’in öldürülmesinin acısını taşıyan 105 yaşındaki siyah kadın oy kullanma mutluluğu ve bir zafer yaşamışsa, bunu küçümsemek hoyratlık olmaz mı? Obama’nın dinciliğe karşı sekülarizmi vurgulaması, Türkiye’ye dayatılan “Ilımlı İslam” tuzağına karşı uyarıları dikkate alabileceğini düşündürüyor.

Gazze'de Ölen Kuneytra'nın Doğmamış Çocuklarına Tanıklık

27 Aralık tarihinden başlayan İsrail saldırıları ile birlikte Gazze’de yaşananlar, dünyanın belleğine yerleşti. Dünyanın belleğinin sıradan bir rafına. T. Adorno 1969’da, “Auscwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır” demişti. 27 Aralıktan sonra devam eden üç haftalık bombardımandan sonra, peşinen söylemek gerekirdi belki, Gazze’den sonra yaşamak bile artık barbarlık haline gelmiştir. Belki diyorum, çünkü Kuneytra’yı gördükten sonra, Gazze’nin dünyanın belleğindeki yeri sıradanlaşıyor.

İsrail devletinin Gazze saldırısı, kısa sürde barbarca girişilen bir katliama dönüştü. Barbarca işlenen katliam, dünya televizyonlarında yaşanan görsel saldırı ile günlük bir vahşet halini aldı. Cinayet Ortadoğu’da işleniyordu. Kurbanlar Araplardı. Arapların çocuklarıydı. Dünyayı yöneten paranın iktidarı ve bu iktidarın yönlendirdiği ana akım medya füze fırlatılması/kara harekatı ekseninde bir yaklaşımla olayı haberleştirdi. Fransız düşünür Pierre Borurdieu’nun eşsiz tanımıyla, televizyonlar gösterirken, hatta çok fazla gösterirken, gizlemeyi, farklı göstermeyi başarabiliyordu.

Gazze vahşeti yaşanırken, durmanın değil gitmenin doğru olduğunu düşünmeye başldık. 30 Aralık tarihinde PEN Yazarlar Derneği yönetimine, “görmek değil, yapmak gerek” diyerek bir öneride bulundum; Gidilecek yere kadar, Filistin’e, olmadı Filistin sınırına gidip, görmek yerine olmayı, seyretmek yerine yapmayı içeren bir eylemdi sözkonusu olan. İnsansız, hayatsız bir edebiyatın ve sanatın olamayacağına gönülden inanan PEN yönetimindeki diğer arkadaşlarımız öneriyi çok yerinde buldular. Aynı dönemde, Edebiyatçılar Derneği’ne de yapılan çağrı olumlu yanıt buldu. Zaten Edebiyatçılar Derneği’i de, Suriye üzerinden Golan tepelerinde, İsrail Filistin sınırında, katliamı lanetleme konusunda bir eylem hazırlığı içindeymiş. Böylece iki eylemi/yolculuğu birleştirdik.

Cilvegözü ve Bab El Hawa

Yazmaya dair (Gençlere öneriler)

1.Temel varsayımlarım:
Hepimiz potansiyelimizin gerisinde yaşıyoruz.
Hepimiz deformeyiz.
Hepimiz özgürleşebiliriz.
2.Yazmak (özellikle edebiyat) özgürleştiricidir. En azından yazanı özgürleştirir –tamamen olmasa da kısmen.
3.Herkes yazabilir. “Yazamam ki!” sanısı engeldir. Çünkü edebiyat, temelde, tecrübe paylaşımıdır. Bu tecrübe başkasının veya hayalî de olabilir. “Kalem evresi” 800 metrelik bir yarışın son 100 metresidir. İlk 700 metre (kuluçka dönemi) yaşarken zihinde koşulur. (Kalem-kâğıt ittifakının hafızalısına “bilgisayar” deniyor.)

Umut'um Uçarken

Etiketler:

 -Tüm babalara…- 

 

Yüreğimdeki dalgalanmalar içime işlemiş. Hüzün ve üzüntü üretiyor. Mutsuzluk içinde Umut’tan da yoksun olarak zar zor nefes alıyorum. Kutsal kitaplarda yazıldığı, Tanrı insanı kendi suretinden yarattı örneği gibi dünyaya getirdiğim oğlum yuvadan uçtu. Bir baba olarak ölüm sonram beni yeryüzünde temsil etmesini beklerken bir kez olsun düşünceme önem vermeden gitti. Oysa benim bebeğimdi o. En iyi eğitim ve yaşam şartlarını maddi gücüm doğrultusunda esirgemeden görevimi yaptığım inancındayım. Ama o hayat arkadaşını-benim, eşimin, kızımın düşüncelerini sormaksızın-seçerken, bir çaresizlik içinde bıraktığı ailesine sözde bir cezalandırmayı amaçladı. Yaşam bu kadar gerçek işte! Ayrılık bir ölüm gibi sinsi sinsi yüreğime kazındı, kansız, pıhtılaşmasız ve fizik kuralları dışında salt bir ruh bozumu olarak. Ayrılık, yaşayan bir canda ruhun ölümünü en güzel betimlemesiyle öğretiyor insana bir yazar olsan dahi.

Eski Bir Masal

Etiketler:
Babam kapıyı üç defa çalardı...
Kocaman bir sevinci sürükleyerek koşardım evimizin eşiğine.
Akasyalı bir sokağa bakan küçük evimizin balkonunda her akşam aile sofraları kurulurdu.
Zaman mavi benekli kelebek kanatlarında uçuşurdu.
Ölüm öyle çok uzaktı ki bize.
Kimse bir mezar taşının yanından geçeceğini bile ummazdı.
Ölüm, hep hasta yataklarının temiz kokusu, beyaz çarşaflar içerisinde hatırlanır. Beyaz periler bir görünür, bir görünmez, kaybolur, şıpıdık terlik sesi ile kapılar açılıp kapanırdı. Ölüm giz dolu telaş içinde gelir, buhur yükselir, tahta sandıklar kilitlenirdi. Rahvan atlar bilinmeze koşar, meçhule giden bir gemi limandan kalkardı.
O günlerde babam bana, kocaman bir gözlük, bir uçak büyüklüğünde gazete, her gün değişen kitap adları gibi gelirdi.

Anneler de Ölür

Etiketler:
Denir ki babasının (1902'de) ölümünden sonra annesiyle yaşayan öğretmen Anna Jarvis, yaşadığı Philadelphia kentinde (9 Mayıs 1905'de) annesini kaybetti. Her evlat gibi annesine hayattayken iyi bakmadığı düşüncesiyle büyük bir üzüntü duydu. Doğmak kadar ölümün de doğal olduğunu Anna'ya anlatmaya çalışan arkadaşları, komşuları üzüntüsünü kıramazlar. Bir yılın sonunda Anna, ölümden çok artık anne sevgisi peşindedir. Politikacılara, işadamlarına ve birçok yere sürekli yazarak annesinin ölüm tarihini Anneler Günü olarak önerir. Bu düşünce büyük ölçüde kabul gördü ve (ilk) 10 Mayıs 1908'de kilisede 407 çocuk ve annenin katılımıyla kutlandı. Jarvis her anneye-annesinin en çok sevdiği çiçek olan-birer beyaz karanfil hediye etti. Daha sonra Kongre 1914'de bu günü onayladı. Artık bütün dünyada bugün çiçek ve tebrik kartlarının uçuştuğu gün oldu.

Akyaka'da Dirilmek

Etiketler:
Otuzun üstünde şair, yazar 1-4 Mayıs günlerinde birlikteydik yine. Muğla Üniversitesi, Akyaka Belediyesi, P.E.N Yazarlar Derneği ve Edebiyatçılar Derneği'nin ortaklaşa gerçekleştirdikleri Akyaka Edebiyat Günleri üç yaşındaydı ve artık "uluslararası"ydı.
Yurtdışından iki misafir vardı: İsveç'ten Peter Curman, Makedonya'dan Biba İsmail. İkisi de şair. Curman ayrıca örgütçü. Rodos Yazarlarevi'nin kurucularından. Biba İsmail bizden, ayrıca Türkoloji'de okumuş bir hanım. Neşeli, güler yüzlü. Rahat bir Türkçesi var. Havanın esintili olduğunu görmüş, odasına dönerken karşılaştık, "‘Sıcak' bir şey alayım üzerime" dedi, "hırka", "kazak" yerine. Vurgularına güvenemedi sanırım, Makedonca yazdıklarını okudu da Türkçe yazdıklarını Bekir Yurdakul'a bıraktı -geçerken: Hiç kusursuz sunuculuk yaptı dört gün Yurdakul.

Ciğerhun'un Şafağı

Etiketler:
Devrimci Kürt şairi Ciğerhun (1903-1984) Mardin'in Gercüş İlçesinin (şu anda Batman'a bağlı) Hesar köyünde doğdu. Asıl adı Şeyhmus Hasan'dır. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Ciğerhun küçük yaşta anasız babasız kalır ve yoksul ablasının yanında yaşamaya başlar. Ancak çocukluğunda, varsıl ağaların yanında çobanlık, ırgatlık yapmak zorundadır. 1. Dünya Savaşı şartlarında Suriye'deki Kamışlı yakınındaki Amud köyüne gider. Yaşam Mardin'den farksızdır. Okuma tutkusu onu oralarda dinsel eğitim veren medreselere yönlendirir. Ve zor şartlarda cami imamı belgesi alır. Ciğerhun köy köy dolaşabilecek, köylülerin yaşamını daha çok tadabilecektir.
İçeriği paylaş