Makâle
Edebiyat ve Tarih İlişkisinde Edebiyat Tarihinin Felsefi Boyutu
25.11.2011 00:18 tarihinde nihat.ates tarafından gönderildi.- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
- 269 okuma
Mitoloji Ne İşe Yarar? “Galipler Gülemez”
01.09.2009 22:38 tarihinde nihat.ates tarafından gönderildi.Bazı düşünürler, doğadaki tüm canlıların öldürmeye programlı, yani doğuştan katil olduğunu iddia ederler. Gerçekten de doğaya dikkatli baktığımızda sürekli birbirlerini tüketmeye ve çoğalmaya çabalayan türlerin amansız savaşını görürüz. Genellikle beslenmek ve yaşamını sürdürebilmek amacıyla, kural tanımaksızın karşısına çıkan her canlıyı öldürmeye programlı türlerin hilafına hareket eden bir tür aradığımızda ise olanca azametiyle ve parıltılı zekasıyla insanoğlunu görürüz. İnsanoğlu, öldürme, hayatta kalma ve başarma konusundaki olağanüstü maharetlerine ve “katillerin en yeteneklisi” olmasına rağmen akıl saiki ile hareket etmeyi, kimi canlıları yaşatmayı, kimilerini çoğaltmayı, türleri tükenmekte olanları hayatta kalmaları için desteklemeyi seçmiş; doğanın çeşitlilik içinde varolabileceğini anlamış ve bunu icra etme sorumluluğunu geç de olsa üzerine almış bir türdür. Bu tür, bu planetin sağduyusu ve efendisi olma yetkisini hakedecek bir noktaya doğru hızla yönelmektedir. Her ne kadar kapitalizmin hala tasfiye edilememiş olmasının getirdiği, yıkım, vahşet, acımasızlık, aymazlık, adaletsizlik, ilkellik ve tahribat sürüp gidiyorsa da tünelin ucundaki ışığın gözüktüğü ve bu akıldışı sistemin hitama erdirilmek üzere olduğu artık tüm aklıselim kişiler tarafında teslim edilmektedir.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
- 1241 okuma
Ekoeleştiri
29.05.2009 22:29 tarihinde nihat.ates tarafından gönderildi.PEN Türkiye Merkezi
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
- 1740 okuma
Edimsel Anlam ve Dağlarca Şiiri
07.04.2009 17:44 tarihinde nihat.ates tarafından gönderildi.Anlam ve sanat ilişkisi çerçevesinde hem anlam kuramlarında hem de sanat kuramlarında eksik bir yan söz konusu: yaratıcı öznenin zihinsel olarak ne yaptığı. Genellikle bir şiirin, bir tablonun ne olduğu üzerinde durulurken yaratıcı öznenin ortaya koyduğu yaratma edimi, yaratının içinde eksik olmayan yaratıcı izi unutuluyor. Bu çalışmada Austin ile öne çıkarılan edim kavramından yararlanarak yeni bir anlam kuramı savlanmaktadır: “edimsel anlam”. Bu kuram bir yandan “edimbilim”le ilişkilenirken bir yandan da bugüne kadar sanat, edebiyat çalışmalarında bir içeri bir dışarı edilen “retorik” alanının da gösterge kavramına bağlanmasına olanak tanımaktadır. Kuram, anlam çerçevesinde anlambilimi; edimbilim, retorik ve eleştiri ile birleştirirken, hem bu alanlara bir açılım getiriyor hem de algılayıcıyı etkin olarak sanatsalın içine sokmaktadır. Böylece kuramın ilginçliği birbirinden kopuk görünen alanların birbirine eklemleniş noktalarını açığa çıkarmasından da kaynaklanmaktadır. Bu, sanatsalı doğru algılayan kişinin hem daha geniş açıdan bakmasına, hem de “eleştiri”de ufkunun açılmasına yol açacak bir kuram olacaktır.
ANLAM NEDİR?
Anlam sorunu insanın yaşamı ciddiye almasıdır diye bir yargıyla girersem anlamın suratını epey karartmış olurum. Aslında yok öyle bir şey. Tüm asık suratlılık öznenin kendi kimliğine ait. Anlamın öyle bir sorunu yok. Anlam, insanın kahkahalara boğulmasına da yol açabilir. Anlamlı bir gülümsemesine de. Özellikle sanat bağlamında anlamın anlaşılması algılayıcıya zevk verir. Sanatı güzel kılan anlamdır. Hayatı güzel kılan anlamdır. Anlam yalnızca dile sığdırılamaz. Anlam yaşamın her alanında, her aşamasında var olandır. Yaşam/ölüm (doğa) ile özne arasındaki ilişkide var olur anlam.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
- 1598 okuma
Kadın Yazarlar Komitesi Üyelerinden "Sevgi Soysal" Üzerine Makaleler
06.12.2007 00:29 tarihinde nihat.ates tarafından gönderildi.Zamansız bir yazarın zaman aşımına uğramayan eserlerinden ve duruşundan biz en çok neyi nasiplenelim derseniz, işte...
Sevgi Soysal’dan umut damıtma dersleri
Karin Karakaşlı
Fiziksel olarak yanınızda olmayan birilerini kendinize çevrenizdeki pekçoklarından daha yakın bulmanın ikili bir anlamı var: Biri ölen kişi ile yaşamsal ruh bağınızın sürdüğü demekse, diğeri de halihazırdaki yaşamınız içerisinde kendini biraz ölü hissettiğinizin itirafıdır. Ama ne yapayım ki, Sevgi Soysal bana işte böyle yakın. Ülke üzerindeki havanın boğuculaştığı şu zamanlarda Sevgi Soysal, on yıllar önce ölmüşlüğüne inat, zaman boyutuyla dalgasını geçen muzip bir bilge gibi fısıldıyor kulağıma: “Oldum olası, kurallar içinde yaşamaya zorlandığım zaman, uymak zorunda bırakıldığım kurallardan daha katısını kendim koyarım. Bu bana, dıştan gelen baskıyı kendi coğrafyam içinde tesirsiz bıraktığım duygusu verir. Tutukevinde de öyle yapıyorum. Erken kalkmamız mı isteniyor? Ben daha erken kalkıyorum. Sayım düzeni mi var? Ben ondan daha çok disiplin isteyen bir jimnastik şartı koyuyorum... Benim seçtiğim tutukluluk, yine de özgürlük demektir. Ötekini ortadan kaldırmayan, ama benim düşünceme göre ötekini içeren bir özgürlük.”
12 Mart döneminin hediyesi olan bu zorlu özgürlük, Sevgi Soysal’ın nüktedan kaleminde en acıtıcı gerçekleri zerre duygusalllığa kaçmadan yeniden yaratmanın, yıkmanın ve hesaplaşmanın aracına dönüşür. Altı çizilen hiçbir şey yok. Sevgi Soysal, okuruna alan tanıyacak kadar güvenli kendi edebiyatına ve tabii hayatına.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
- 2432 okuma
Çevrenin Siyaseti Siyasetin Çevresi
23.08.2007 08:47 tarihinde nihat.ates tarafından gönderildi.Ama kin duymuyorum kimseye,
Kimseye bir yaprak borcum yok
Ne de bir saman çöpü alacağım.
Giderek kendime benziyorum:
Tanık istemiyorum miracıma.
Özdemir İnce, Ot Hızı, Adam yayınları, İstanbul, 2002
Giriş
Neolitik çağla birlikte insanın çevre ile ilgili macerası başladı. İnsan, çevreyi kendi amaçları doğrultusunda on iki bin yıl boyunca çeşitli müdahalelerle kendi emrine almayı sürdürdü. On dokuzuncu yüzyıla varıldığında inorganik enerji teknolojisi kullanılmaya başlandı. Aynı insan, toplumsal düzeni de kapitalizm paradigması doğrultusunda oluşturdu. Kapitalist toplum bir yandan giderek artan bir ticaret ve üretim hacmi ile birlikte yirminci yüzyıl içerisinde nerede ise üstsel bir hızla artan miktarda enerji üretmeye ve tüketmeye başladı. Yirminci yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde ise gerek sibernetik devrim gerekse genetik ilminin vardığı aşamalar sonucunda neolitik çağın sonuna varıldı. İnsanlık kendini ”biolitik” terimi ile ifade edilen bir dönem içerisinde buldu. Biolitik dönemin özelliği artık insan tarafından müdahale edilmeyen doğal bir çevre kalmamış olmasıdır.- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
- 2111 okuma
1 Eylül “Dünya Barış Günü” Olarak Sadece Türkiye'de ve KKTC'de Kutlanıyor
21.08.2007 05:13 tarihinde vedat.kamer tarafından gönderildi.- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
- 10447 okuma
Nitelikli Emeğin Eğretileştirilmesi Mimarlık Alanında Dönüşüm Vektörleri
19.08.2007 21:00 tarihinde vedat.kamer tarafından gönderildi.2007 de “Mimar” ve Meslek Örgütünün Halleri
Dünyamız 1970’ lerden başlayarak vahşi neoliberalizmin boyunduruğu altına girdi. Adım adım, yeni kapitalizm 1989’da sosyalist deneyin Sovyetler Birliği’ndeki uygulamasının çökmesinden de yararlanarak hakimiyetini dünya üzerinde kurdu. Teknolojideki gelişmeler üretimin, iş organizasyonlarının dönüşmesine yol açtı. Ancak sibernetik, genetik, nano teknolojik alanlardaki gelişmeler kadar önemli olan bir gelişme de bunların finans dünyasındaki dönüşüm ile paralel yürümesi oldu.
Dünyada ilk kez dünya fiziksel üretimi finans kapitalin gölgesinde kaldı. Bugünün dünyasında finans transaksiyonları yani akımları, fiziki üretimin kat be kat üzerine çıktı.
- Devamını oku
- 1501 okuma

