Tevfik Taş

Kan

Etiketler:
Yolun ustalarından biri demişti ki "ordular yeryüzüne yüktür" Marks'ın devlet tanımını baş üstüne koyarak diyorum ki, devlet kurmak en kötü haliyle kültürel gelenekler, üretim ve eğitim kurumları, mimari, kentler, ticaret ağları kurmak, bayındır kılmak demektir. Ama ordu bütün bunlara içkin görünmesine karşın, kanı akla getirir, kurşuna ve çeliğe dökülen kanı, hiçliğe akıp ıssızlaşan insan kanını.
Kan!..
Kan atar, toplar ve kılcal damarlardan oluşan damar ağının içinde dolaşan; plazma (kanın sıvı kısmı) ve hücrelerden (alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları) meydana gelmiş kırmızı renkli yaşamsal sıvıdır.

Kan kaybından ölür insan ve kan taşıyan her canlı.
Yaşamsal suyu kuruduğunda ölür bitki, ağaç ve ırmak.
Ölür o zaman gün ve akşam...
Taş ve yıldız, borç aldığımız, savunduğumuz gelecek, insan soyu ve sevinç ve korku... Ölür seslerin bir kısmı ve o seslerle beslenen cümle duygu.

Reklam ve Korku, Korku ve Cumhuriyet

Etiketler:

Fıkra bu ya, komünist partinin önde gelen isimlerinden biri ölümcül hastadır. Yaşlı ve deneyimli adam, öleceğini sezdiği anda yakın arkadaşlarından birini çağırıp şöyle demiş: “Bana faşist partinin liderini çağırın; gelirken üye defterini de yanında getirsin.” “Neden” demiş öteki. “Faşist partiye üye olacağım...” “Fakat nasıl olur, siz ülkenin tanınmış komünistlerinden birisiniz?” “Olur” demiş yaşlı adam ve eklemiş: “Az sonra öleceğim, neden bir komünist ölsün ki, ölecekse bir faşist ölsün. Bu yüzden de faşist partiye üye olmam gerekiyor.”

İlhan Selçuk’u devrimci yelpazenin bir parçası, ilericiliğin renklerinden biri olarak değerlendirenler, Selçuk’un ömrünün son demlerinde okurlarını MHP’yi desteklemeye çağırırken böyle bir düşünceyle hareket ettiğini düşünerek rahatlasınlar isterdim.

Gel gelelim bu çok kolay değil, çünkü ben Cumhuriyet gazetesini de, uzun yıllardır ona yön veren İlhan Selçuk’u da, devrimci yelpazenin iyi ya da kötü bir parçası olarak görmek bir yana; tam tersine, ülkedeki devrimci gelişmenin, özgürlük atılımlarının karşısında büyük bir engel, bulandırıcı, solda gözüken sağcı olarak görüyorum. Bunu şimdi yaptıklarından ötürü değil, düşünüşünün ve eyleminin toplamına bakarak ve uzun yıllardır söylüyorum. Kendimi övmeyi sevmem ama bu konuda yazdığım yazı için 1996’da yayınlanmış “Bakmak-Görmek” (Öteki Yayınları) adlı kitabıma bakılmasını rica ederim.

"

Grevin Öte Yüzü

Etiketler:

Az önce, Türkiye Yazarlar Sendikası yönetim kurulundan bir grup arkadaş Telekom işçilerinin grev çadırını ziyaret ettik.

İnanılmaz sıcak bir biçimde karşılandık.

Öğrendiğimiz gerçekler karşısında çok şaşırmadık, ama ne denli zor bir grev olduğunu yeniden anımsadık:

Şu anda büyük medya gruplarının halktan sakladıkları bazı gerçekleri, bu grevi örgütleyen Haber İş Sendikası'nın İstanbul 1. Numaralı Şube Başkanı Levent Dokuyucu'dan dinleyelim: "Dün dört beş yerde taşeron firmaların tetikçilerinin iletişim kablolarını keserken, iletişim ağları üzerinde bir takım bilgisayar numaralarıyla iletişimi aksattıklarını suçüstü yakaladık ve bunları görüntülemek için de gazeteleri, televizyon kanallarını çağırdık. Bütün kanıtları gösterdik."

Holding medyasının bu gerçeklere yer verme olasılığının ben sıfıra yakın olduğunu düşünüyorum.

Bu gerçek bile, bu grevin ne denli zor bir grev, desteklenmeye ne denli büyük gereksinme duyan bir grev olduğunu göstermeye yeter.

Bunları doğrudan doğruya, Telekom işçilerinin grevlerini desteklemek için akıl ortaklığına, güç birliğine olan gereksinmeyi anımsatmak üzere yazıyorum. Bu grevin işçilerin haklı savaşımına zarar verilmeden yürümesini sağlamak için aklı başında herkesin elinden geleni yapmasını öneriyorum.

Biz Türkiye Yazarlar Sendikası olarak, bu grev için yeni etkinlikler düzenleyeceğiz. Bunu diğer Sanat örgütlerinin de yapması o insanlara moral ve güç katacaktır.

Müzisyenlerin bu grev çadırlarına gitmesi ve orada hak arayan insanların bu savaşımın şenlendirmesini öneriyorum. Tiyatrocular, ressamlar, karikatüristler ve cümle sanat erbabı grev çadırlarına. Sevgiler.

Barış üstünüzde olsun.

Not. Bu satırları iki iş arasında yazmak zorunda kaldım. Acele oldu. Bu nedenle yazın kusurlarını hoş görmenizi rica ediyorum.

Teşekkür Ederim Sayın Halaçoğlu

Etiketler:

Ortalık biraz duruldu.

Yusuf Halaçoğlu’nun Kürtleri Türkmen, Kürt ve Zaza Alevilerini de Ermeni olarak saptayan bilimsel tezi, üzerindeki tartışmalar iyiden iyiye yatıştı. Bunca zaman bekledim. Şu “sol cepheden” biri çıkıp da, Türk Tarih Kurumu’nun Sayın başkanına hak veren bir yazı yazmadı.

Her çıkan, Halaçoğlu’nu işaret ederek: “ırkçı,” “Nazilerin dilini kullanıyor,” “tarihçi değil, olsa böyle konuşmazdı,” gibi aslında, çok da bilimsel olmayan, bilimsel herhangi bir araştırmaya dayanmayan tepkiler gösterdi.

En iyimseri bile “Maalesef Ermeniymişiz” dedi…

Bu arada Kürtlerin Türkmen olduğu tezine pek kimse bir şey demedi. Ona alışkınız…

Eee tepkiler de haliyle zamanla sönüyor, giderek yok oluyor.

Oysa, Halaçoğlu aslında bu ülkenin kültürler ve uluslar (şimdi herkes “etnik/ etnisite” diyor ama bu biraz da milliyet/ ulus gibi kavramlar, mahkemelik olma olasılığı taşıdığı için) zenginliğine yeniden vurgu yaptı.

Yani şimdi Alevilerin bir kısmı “biz Zazayız” dediklerinde ırkçılık olmuyor da, Halaçoğlu, “Zazaların çoğu Ermenidir” dediğinde mi ırkçılık oluyor.

Doğrusu ya, kendisini ve kökenini Zaza Alevisi olarak tanıyan biri olarak ben, bu bilimsel saptamadan pek gocunmadım.

‘Demek ki’ dedim ‘Ermeni olan atalarım, bir yolunu bulup biraz da Zazalığı/ Aleviliği tanıyalım demişler.” Ne kadar zengin düşünen atalarım varmış. Şimdi ben hem Ermeni, hem Zaza, hem Alevi olmak gibi bir özellik taşıyorum.

Bu denli zengin bir soya sahip olduğumu açığa çıkardığı için, benim Halaçoğlu’a teşekkür etmekten başka bir sözüm olamaz. Çünkü ben dedemin, ninemin ya da onların babalarının Ermeni olmasından gocunmak bir yana mutluluk duyarım.

Madem soyum, sopum Ermeni, o zaman devlet bana hakkımı “istemeden vermeli!..”

Mademki soyum, sulbüm Ermeni demek ki arkadaşımın tabutunun önünde haykırmakta haklıymışım: Hepimiz Hırantız! Hepimiz Ermeniyiz...

Munzur'un Vadilerinde El Feneri Notları

Etiketler:

Her şey çıtırdıyor... Benim sözcük uydurukçusu kızım Dora, "havalar çok ısık (sıcak) oldu" diye yakınıyor.

Her şey çıtırdıyor. Keskin ışık, serseri buğu, kayıp bulut, yok rüzgar... Her şey çıtırdıyor... Sesler ormanı ve damardaki kan..

Dersimliler (Tunceli), Munzur Doğa Ve Sanat Festivali'ne çağırıyor.

AKP'liler yeni hükümeti kurmadan daha, "akarsuları satacaklarını" söylüyor. Aklım çıtırdıyor: Bir akarsu nerden başlar; o suyu doğuran dağlar, yeraltı suları ve bir ırmağı ırmak yapan onlarca dere yatağı. Satışa bunlarda dâhil mi?

Dersimliler, Munzur suyunun üstüne baraj yaptırmamak için uğraşıyor kaç yıldır. Kafa tutuyorlar... Ama adam diyor ki "akarsuları satıyorum." Öyle ya.... Denizleri, limanları, kıyıları sattılar ya... Akarsuları neden satmayacaklarmış... Haklılar...

Dersimliler, "gel konuş" diyor. "Çevreyi, alternatif enerji kaynaklarını..." Adam satıyor, biz konuşuyoruz... Biz hangi dilden konuşacağımızı bulamadığımız için, herifçioğlunun dili anlaşılıyor, bizimki lal mı lal... Özel orman, özel ada, özel deniz ve kıyı şeridi, özel liman ve özel ırmak.

Her şey çıtırdıyor. Suskunluk ve sözlerin burun direği, ezan ve ekran, şarkı ve şarap, şiir ve görünümleri... AKP'li tüccar, tefeci, hırsız ile kuraklık arasında sıkışmış ülke çatırdıyor...

Dersim'e gidiyorum.

İçeriği paylaş