Türkiye’de Edebiyatın Yolculuğu: Farklı Renkler, Farklı Sesler - 1

Mario Levi - İkna Sarıaslan - Tarık Günersel - Karin Karakaşlı -Selim Temo


Saygın Üyemiz İkna Sarıaslan’ın Ermeni Dili ve Edebiyatı Üzerine Konuşması

Frankfurt Edebiyat Evi - 17 Ekim 2008

Ermeni Dili ve Edebiyatı

Türkiye toprakları, tarihin tüm dönemlerinde uygarlıkların, kültürlerin, dil ve edebiyatların beşiği ve kavşak noktası olmuştur. Anadolu özel, özellikli ve özgündür. Tıpkı Anadolu sözcüğünün kökeni gibi… Anatoli gün doğumu, güneşin doğduğu yer, tanyeri anlamına gelmektedir. İşte Türkiye ve Anadolu toprakları da farklı renklerin, farklı seslerin, farklı kültürlerin, farklı edebiyatların ayrımlı tanyeridir.

Bu görkemli renklerden biri olan Ermeni dili ve edebiyatı konusunda ana çizgileriyle özet bilgiler vermek istiyorum.

Anadolu’nun ilk yazılı belgeleri Kayseri yakınlarındaki Kültepe (Kaniş)’de bulunmuştur. Günümüzden 4000 yıl önce Eski Asur dilinde ve çivi yazısıyla yazılmış pişmiş topraktan bu ünlü tabletler ticari konuların ve özel mektupların yanı sıra ilk edebiyat örneklerini de içermektedir. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen bu yapıtların yanısıra Hititlerin başkenti Hattuşa’da bulunan tarihin belki en eski yazılı aşk şiiri de bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Hint-Avrupa dil ailesinin ilk yazılı metinleri olan bu kil tabletler bize Anadolu toprağının ne denli yoğun, derin ve etkin uygarlıkların ve dillerin beşiği olduğunu göstermektedir.

Yine Hint-Avrupa dil ailesinden Ermenice ise 3 bin yıllık geçmişi ile Anadolu topraklarında yaşamını kesintisiz sürdüren en eski dillerden biri olma özelliğine sahip. Bu 3 bin yıllık dil M.S. 404 yılında, günümüzden tam 1604 yıl önce Aziz Mesrop Maştotz tarafından bulunan alfabe sayesinde yazılı edebiyat yapıtlarına kavuştu. Eldeki kanıtlara göre Ermeni alfabesinin bulunuşundan önce pagan dönemden kalma bir sözlü edebiyat vardı. Ermenilerin 301 yılında devlet dini olarak Hıristiyanlığı kabul etmesinden yaklaşık bir yüzyıl sonra alfabenin bulunması ile önce “Çevirmenler Okulu” kuruldu. Konstantinopolis (İstanbul) ve Edessa (Şanlıurfa)’da dinsel kitapların Yunanca ve Süryanice kopyaları Ermeniceye çevrildi.

Ermeni edebiyatının altın çağı olan 5. Yüzyılda ortaya konan yapıtların çoğu bu tür çevirilerdi. Öte yandan Yeğişe (Eghiché) ve Parb’lı Ghazar (Lazare de Pharbe)ın yazdıkları tarih kitapları gibi özgün yapıtlara da rastlanıyordu. Klasik Ermeni edebiyatının baş yapıtı Yeznik Goğpatsi’nin “Yeğdz Ağantots / Rafıziliklerin Tekzibi” adlı eseridir.

10. ve 11. Yüzyılda Ermeni edebiyatı, sanatı ve mimarlığı 5. Yüzyıldan sonraki en gelişkin düzeyine ulaştı. 10. yy Ermeni edebiyatının en önemli adı ilk büyük Ermeni şairi olarak tanınan ilahiyatçı Aziz Krikor Naregatzi’dir (Narekli Krikor/Grégoire de Nareg) (945-1010). Dinsel ve mistik konuları kapsayan şiirlerinde Avrupa edebiyatından çok önce müzikaliteyi, ses ahengini ve zenginliğini kullanmıştır.

12. yüzyıldan sonra Ermeni edebiyatı doğu ve batı edebiyatları olarak ikiye ayrıldı. Din dışı edebiyat ise 13.yydan başlayarak bir dizi halk şairinin yapıtlarında görüldü. Bu şairler arasında Nağaş Hovnatan, Nahabet Kuçak ve Sayat Nova sayılabilir.

18. yüzyılda kültür ve düşünce anlamında bir canlanma dönemine girildi. 19. yy ortalarına gelindiğinde dil ve birikim yönünden çağdaş bir Ermeni edebiyatının gelişmesi için gerekli koşullar olgunlaşmıştı.

Batı Ermeni edebiyatında Hagop Baronyan (1842-1891) ve Yervant Odyan (1869-1926) başarılı yergi romanları ve tiyatro yapıtları ile tanındılar. İlki Edirne, diğeri ise İstanbul Yeniköy doğumlu idiler. 1860 İstanbul doğumlu Krikor Zohrap gerçekçi öyküleri ile Ermeni edebiyatının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Gerçekçilik (Realizm) akımı Ermeni edebiyatında 1884’te Arevelk (Doğu) adlı gazetenin kuruluşu ile başlar. Biraz önce andığımız bu üç önemli yazarın yanısıra Arpiar Arpiaryan’ı, Hrant Asadur’u, Dikran Gamsaragan’ı, Levon Paşalyan’ı, Yervant Sırmakeşhanlıyan’ı anmak gerekir. Dönemin şairleri arasında Zabel Asadur, Arşak Çobanyan, Aleksandr Panosyan, Levon Seğposyan (Levon Şant) öne çıkan isimlerdir. Romantizm akımına karşı oluşan bu akımda Arşak Çobanyan Fransız edebiyatındaki Parnasse okulunu izler.

Bu dönemi 1900-1922 yıllarında izleyen döneme Keğabaşd dönem (estetizm dönemi) adı verilir. Bu dönemde içerik kadar biçem de, üslup da öne çıkar. Bu dönemde edebiyatın rengi, müziği, estetiği, söyleyiş ve sunum şekli önem kazanır.

Püzantyon, Manzume-i Efkâr, Arevelk, Arevelyan Mamul gibi gazeteler edebiyat ürünlerinin doğduğu ve geliştiği ortamları oluşturdu. Bu dönemin önemli isimleri arasında Ermeni şiirinin doruklarından olan Taniel Varujan, Vahan Tekeyan, Misak Metsarents, Adom Yarcanyan (Siamanto) gibi önemli şairler yer alır. Suren Bartevyan, Diran Çırakyan, Zabel Esayan, Ardaşes Harutyunyan, Hovhannes Harutyunyan, Rupen Zartaryan bu dönemin diğer önemli yazarlarıdırlar.

Bu dönem şiiri hakkında bir örnek vermek için Taniel Varujan’ın ölümünden sonra 1921’de yayımlanan “Hatsin yerkı/ Ekmeğin Türküsü” adlı şiir kitabından “Tsan/Ekim” şiirinden bir bölüm sunmak istiyorum.



Ekim
Tohum eken çiftçi o - tüm görkemiyle ayakta
Günbatımının altın rengi ışınları içinde
Ve önünde sonsuz çıplaklıklarıyla
Uzanır gider tarlaları memleketinin.
.........................................................
Serp tohumları – serp sınırlardan da öte,
Yıldızlar gibi, dalgalar gibi serp.
Tohumları yiyip tüketse bile serçeler,
Tanrı onların yerine inciler eker.

Doldur sabanın izini, fışkırsın verimli ekinler,
Toprağın bağrından taşsın altın ışınlar.
Gün akşam olur – uzar
Uzar kolunun gölgesi yıldızlı ufuklarda.


Türkiye’de Cumhuriyet dönemi Ermeni edebiyatı roman, öykü, tiyatro, eleştiri, deneme, anı ve anlatı alanlarında önemli ürünler verirken İstanbul Ermeni edebiyatının dünya Ermeni edebiyatına en önemli katkısı şiir alanında olmuştur.

Garbis Cancikyan, Aram Pehlivanyan ve Haygazun Kalustyan’la başlayan yeni şiir akımı bugüne dek aynı etkin yoğunlukla yaşamını sürdürmektedir.

1941’de Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet “Garip”i yayımladı. Sadece bir yıl sonra 1942’de Garbis Cancikyan ve Haygazun Kalustyan Türkçe şiirlerden oluşan “Balkıs” adlı şiir kitabını yayımladılar. “Garip” kadar “Balkıs” da devrimci nitelik taşıyan öncü, toplumsal ve günlük olağan konuları yalın, humour dolu dizelerle yansıtan yapıtlardı. Gerek “Garip” in gerekse “Balkıs”ın kapak kompozisyonları ressam Agop Arad’a aitti. “Balkıs”tan birkaç örnek vermek gerekirse.


Comparaison
Mektep
Mektebin yanında
Hapishane
Hapishanenin bahçesi var
Mektebin yok

Rahmetli
Ağlarken öldü
Tabutunu taşıyanlar
Onu öldürenlerdi

Niçin
Piyanoyu ve şiiri
Niçin severim acaba?

Bir kız bilirim
Elleri var
Ayakları var
Gözleri var

Piyanoyu ve şiiri
Niçin severim acaba?


Aram Pehlivanyan’ın 1949’da yayımlanan “Kağakin Jğorin Meç/Kentin Gürültüsü İçinde” kitabı, Cancikyan’ın 1950’de ölümünden 4 yıl sonra yayımlanan “Ore Or/Günden Güne” ve Antan Özer’in 1953’de yayımlanan “Aha Aysbes/ İşte Böyle” adlı kitabı günümüz İstanbul şiirinin öncü ve özgün yapıtları olarak değerlendirilebilir. Çağdaş, güncel Türk ve Avrupa şiiriyle koşut bir şiir serüveni sergileyen bu şairleri Zahrad, Zare Khrakhuni ve İkna Sarıaslan üçlüsü izledi.

1960’da yayımlanan Zahrad’ın ilk kitabı “Medz Kağakı/Büyük Kent,” 1964’te yayımlanan Zareh Khrakhuni’nin ilk kitabı “Kar Gatilner/Taş Damlalar” ve 1974’te yayımlananan İkna Sarıaslan’ın “Lo” adlı şiir kitapları günümüz Ermeni şiirinin önemli kilometre taşlarıdır. Zahrad büyük kentte küçük insanın dramını ve sorunsalını irdelemiş, Zareh Khrakhuni ise felsefe merceğinden süzülen objektif sembolizmin kuramcısı olmuştur.

Cumhuriyet dönemi Ermeni şiir akımının oluşumu ve gelişmesi içinde onlarca şair yer alır. İrma Acemyan, Haçik Amiryan, Adrine Dadıryan, Onnik Fıçıcıyan, Mıgirdiç Hacyan, Hayganuş Mark, Antan Özer, Yetvart Şimkeşyan, Armenuhi Terziyan, Kurken Trents, Zohagan ve Zanku gibi bugün artık aramızda olmayan isimlerin yanısıra halen üreten isimler arasında Zareh Khrakhuni, Horev Manavyan, İkna Sarıaslan, Vart Şigaher’i anmak gerekir. Roman alanında ise iki önemli isim öne çıkar, toplumsal romanla Zaven Biberyan ve psikolojik romanla Rober Haddeciyan.

Zaven Biberyan’ın 1984’te yayımlanan “Mırçunneru Verçaluysı/ Karıncaların Günbatımı,” adlı romanı 1998’de “Babam Aşkale’ye Gitmedi” adı altında Türkçeye çevrildi. Rober Haddeciyan’ın 1983’te yayımlanan “Arasdağ/Tavan” adlı romanı ise 1997’de Türkçeye çevrildi. Bu iki roman 2000 yılında yayımlanan Haddeciyan’ın “Arasdağın müys goğmı/ Tavanın öte yanı” adlı romanla birlikte Cumhuriyet dönemi Ermeni Romancılığının doruk yapıtlarıdır.

Bu iki önemli ismin yanısıra roman, öykü ve düzyazı alanında Varujan Acemyan, Yeğişe Ayvazyan, Adrine Dadıryan, Arek Dirazan, Yervant Gobelyan, Vartan Gomikyan, Ara Güler, Mıgırdiç Hacyan, Vart Hazıryan, Raffi Kebabcıyan, Antan Özer, Pakarat Tevyan, Sona Tıngıryan, Yetvart Simkeşyan gibi değerli yazarları anmak gerekir.

Köy edebiyatı (taşra edebiyatı) alanında iki önemli yazarımızı burada belirtmek isterim: Hagop Mintzuri ve Mıgırdiç Margosyan.

Tiyatro alanında ise yine Rober Haddeciyan, Varujan Acemyan, Arto Berberyan, Arman Vartanyan gibi değerli isimler öne çıkar.

Ermeni edebiyatının iki önemli özelliğine değinmek isterim. İlki, genç yaşta kaybettiğimiz değerli şairlerimiz, diğeri ise kadın yazarlarımızın edebiyat ve kültür yaşamımızdaki yadsınamaz yeri ve etkisi.

19. ve 20.yy da yaşamış ve Ermeni şiirinin unutulmaz isimleri arasında yer alan birçok şair çok genç yaşta tüberküloz nedeniyle yaşama veda etmişlerdir.

1.Bedros Turyan (1851-1872) 21 yaşında
2.Misak Medzarents (1886-1908) 22 yaşında
3.Matteos Zarifyan (1894-1924) 30 yaşında
4.Garbis Cancikyan (1920-1946) 26 yaşında

Kadınların Ermeni edebiyatındaki öncülüğüne en güzel örnek Sırpuhi Dussap’ın 1883’te yayımladığı ilk romanı “Mayda”dır. Dussap 1880-81 yıllarında yayımladığı makalelerle Ermeni feminist akımının öncüsü olmuştur. Bu akım çok önemli kadın yazar ve şairlerle günümüze kadar gelmiştir. Bu isimler arasında Zabel Asadur, Zabel Esayan, Elbis Gesaratsyan, Hayganuş Mark bulunmaktadır.

Konuşmama son verirken ilginç bir anıtsatmada bulunmak istiyorum. 1872’de Arap alfabesiyle yayımlanan Şemseddin Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı yapıtı Türk edebiyatının ilk romanı olarak anılır. Oysa bu tarihten 21 yıl önce 1851’de İstanbul’da yayımlanan “Akabi Hikâyesi”nin bilinen ilk Türkçe roman olarak anılması daha uygundur. Ünlü Vartan Paşa’nın (Hovsep Vartanyan / 26.9.1816 İstanbul-28.3.1879 İstanbul) Ermeni alfabesi ile Türkçe olarak İstanbul’da “Mühendisoğlu Tabhanesi”nde, Mühendisoğlu basımevinde yayımladığı bu ilginç yapıtın ilk Türkçe roman olarak anılması gerekir.

Bütün bu saydığımız isimlerle Türkiye’deki Ermeni edebiyatının ne denli renkli, geniş kapsamlı ve oylumlu bir edebiyat evreni oluşturduğunu görmekteyiz.