Uluslararası PEN'den Hrant Dink'e Hermann-Kesten Madalyası

Etiketler:

Hrant Dink, PEN Uluslararası Yazarlar Birliği'nin "Hermann-Kesten Madalyası" ödülüne layık görüldü.

Agos gazetesi ve öldürülen Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Uluslararası PEN' Merkezi'nin bu yılki ''Hermann-Kesten Madalyası'' ödülüne layık görüldü. Darmstadt kentindeki PEN merkezinden bugün yapılan açıklamada, 10 bin Avro'luk ödülle, 19 Ocakta İstanbul'da öldürülen Dink'in, "Türkiye'de düşünce özgürlüğü için yaptığı cesur mücadelenin takdir edileceği" bildirildi. Darmstadt'ta 15 Kasımda düzenlenecek ödül töreninde Alman Birlik 90/Yeşiller Partili Avrupa Parlamentosu üyesi Daniel Cohn-Bendit'in bir konuşma yapacağı kaydedildi.

Türkiye'de Afrika Şiir Günleri Düzenlenecek...

Etiketler:

73.PEN Kongresinde Senegal ile Türkiye PEN merkezleri arasında çeşitli etkinlikler yapılmasına karar verildi. Bu çerçevede, ilk aşamada Türkiye'de Afrika Şiir Günleri düzenlenecek.

PEN Türkiye Merkezi

Önümüzdeki Haftanın Düşünce Özgürlüğü Davaları

Sanıklar : Ethem Dinçer

Mahkeme ve duruşma tarihi : Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesi, 08 Ekim 2007 saat 10:40

Açıklama : Bu dava, Mersin 78´liler Araştırma ve Dayanışma Derneği´ne mensup atmış kişilik grubun Atatürk Caddesi´nde yapmış olduğu ¨Kızıldere katliamcıları yargılansın¨ eylemi nedeniyle açıldı. Dernek Başkanı Ethem Dinçer´e karşı açılan davanın iddianamesinde, yürüyüşte atılan ¨Kızıldere son değil, savaş sürüyor; Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz; Katiller halka hesap verecek; Mahir-Hüseyin-Ulaş kurtuluşa kadar savaş; Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek¨ sloganları suçlamanın sebebini oluşturdu.

Sanıklar : Michael Dickinson

Mahkeme ve duruşma tarihi : Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 08 Ekim 2007 saat 11:30

Açıklama : Bu dava, Dickinson´a karşı, Erdoğanı köpek gibi gösteren kolajları Erkan Kara´nın davasında gösterdiği için açıldı. Daha önce kolajlarını Barış Panayırı´nda sergileyen ve ortada bir suç var ise tamamen kendisine ait olduğunu söyleyen Dickinson´a karşı takipsizlik kararı verilirken panayır sorumlusu Kara´ya dava açılmıştı.

Sanıklar : Hrant Dink (düşme kararı verildi), Sarkis Seropyan, Arat Dink

Mahkeme ve duruşma tarihi : Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 11 Ekim 2007 saat 10:30

Açıklama : Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı ¨Agos¨ gazetesinin 21 Temmuz 2006 tarihli sayısında verilen ¨301´e Karşı 1 İmza¨ başlıklı haber nedeniyle gazeteci Hrant Dink hakkında, ¨Türklüğü aşağılamak¨ iddiasıyla bu davayı dava açtı. Hrant Dink hakkında, ölümü sebebiyle “düşme” kararı verildi. Diğer sanıkların yargılaması devam ediyor.

Memet Fuat Eleştiri/İnceleme, Deneme, Yayıncılık Ödülleri 2007

Etiketler:

Yaşamı boyunca denemeleri, eleştirileri, inceleme ve araştırmalarının yanı sıra, yayımladığı dergiler ve yönettiği yayınevlerinde özenli, titiz, seçici yayıncılık ilkeleriyle örnek bir edebiyat adamı olan Memet Fuat'ın anısını yaşatmak için düzenlenen Memet Fuat Ödülleri, "Eleştiri/İnceleme", "Deneme" ve "Yayıncılık" alanlarındaki çalışmaları destekleme, yüreklendirme ve başarıları ödüllendirme amacını taşıyor.

"Eleştiri/İnceleme" ve "Deneme" ödüllerine başvurmak için (bandrolü alınmış) kitap olarak basılmış yapıtın 8 nüshasının Memet Fuat Ödülleri Sekreterliği'ne* gönderilmesi gerekir. Basılı yapıtların yanı sıra, lisans, lisansüstü ve doktora tezleri de kabul edilmiş olması koşuluyla ödüle katılabilir. 2007 yılı için, sadece 2007 yılında yayımlanan yapıtlar ve yayıncılık çalışmaları aday olabilir. Başvuru süresi 1 Ocak 2007’da başlar ve 31 Aralık 2007’de sona erer.

PEN Türkiye Merkezi'nin Vereceğini Açıkladığı Ödüllere İki Değerli Üyemizden Eleştiri ve PEN Başkanı Tarık Günersel'in Yanıtı

Etiketler:

PEN Türkiye Merkezi'nin vereceğini açıkladığı ödüllere iki değerli üyemizden eleştiri geldi. PEN Türkiye Merkezi Başkanı Tarık Günersel'in yanıtıyla birlikte yayımlıyoruz.

  

Pen Türkiye Merkezi Yönetim Kuruluna

PEN Türkiye Merkezi, yeni yönetim kurulu, seçimin hemen ertesinde yaptığı ilk toplantısında üç yeni ödül konulduğunu duyurdu üyelerine; “Halide Edip Adıvar Roman Ödülü”, “Dede Korkut Öykü Ödülü”, “Yunus Emre Şiir Ödülü…”

“Ödül” konusunun edebiyat/sanat dünyasının en tartışmalı sorunsallarından biri olduğunu söylemek malumun ilamı olsa gerek… Ödül kurumu, jüri, ödülün maddi ve manevi değeri, başlı başına irdelenmesi gereken netameli konular. Elbette PEN’in sanatın/edebiyatın kirlenmiş/yıpranmış bu sorununu sonsuza kadar tartışıp, “oylamayla” karara bağlaması ne mümkün ne de gerekli… Öte yandan, bunca tartışmalı bir konunun hem işleyiş/biçim hem de içerik/öz açısından üyeler ve komiteler bilgilendirilip süreç paylaşılmadan, asgari düzeyde bir tartışma bile örgütlenmeden, “yönetim kurulu” içinde kurgulanması ve kararlaştırılması, üyeler açısından yabancılaştırıcı bir pratik olması yanında, anti demokratik bir işleyiş…

Kaldı ki, demokratik bir örgütün özellikle, kuruluş esaslarında evrensellik iddiasına yer veren uluslararası bir yazar örgütünün koyacağı ödüller, onun bulunulan zamanda, içinde yaşanılan toplumsal-insani gerçeklik karşısında aldığı tavrı gösterir. Çevresinde dönen bütün tartışmalarla ödül, bir örgütün referansı, daha düz bir ifadeyle onun dünyaya, topluma gösterdiği kartvizitidir.

“Hırant Dink Ödülü” koymakla “Dede Korkut Ödülü” koymak, “Halide Edip Ödülü” koymakla, Nezihe Muhittin ya da Ahmet Hamdi Tanpınar ödülü koymak bir yazar örgütü için aynı şey değildir, olamaz da zaten. Bu, neye vurgu yapmak, neye işaret etmek, neye dikkat çekmek, insanları ne türden bir duyarlılığa çağırdığınla ve ne türden bir duyarlığın olduğunla birebir ilgilidir.

İtirazımızın, kurgulandığı ve tasvir ettiği zamanın- zamanların toplumsal- siyasi gerçekliğinden ayrılamayacak bir kültürel olgu olan Dede Korkut öykülerinin külliyen reddi anlamına gelmediği açıktır. Sadece, öykülerin yaygın simgesel anlamına, Türklerin kuruluş mitlerindeki yerine dikkat çekmek istiyoruz. Milliyetçilerin Dede Korkut öykülerini sahiplenmesi hiç de tesadüf değil. Çünkü Dede Korkut öykülerindeki “güçlülük, savaşçılık, devlete sadakat, soyun korunması” gibi temalar, bugün de milliyetçiler tarafından evrensel insani değerlerin karşısına “ezeli ve ebedi” Türklük değerleri olarak” konmaktadır.

“Dede Korkut Ödülü”nün konulması gerekçelerinden biri (sözlü sohbetlerde) milliyetçilerin sahip çıktığı kültürel olguları, onlara kaptırmamak olarak açıklanmıştır. Ancak niyet ne olursa olsun, Dede Korkut, Halide Edip ve Yunus Emre ödüllerinin, toplumdaki egemen zihniyetle tartışmasızca uzlaşmak, ona tabii olmak ve ona hoş görünmek dışında bir anlamı taşımadığı- taşıyamayacağı kolaylıkla görülebilir. Oysa evrensellik iddiasındaki bir yazar örgütünün görevi, egemen zihniyetle uzlaşmak yerine ona kendi yordamınca itiraz etmektir.

Evrensellik, barış ve kardeşlik niyeti-hevesi, özellikle kardeş halkların ve kültürlerin yok sayıldığı bu topraklarda, egemen bakış açısının, resmi kültürün palazlandırdığı değil, yok etmeye, gözden kaybetmeye çalıştığı kültürel olguları öne çıkarmayı gerektirir. Çoğunluk için değil, azınlık için önemi ve anlamı olan, Dede Korkut’u değil Mem û Zin’i, Türk olanı değil, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi olanı, erkek değil, kadın olanı, kusurlu, çirkin, yasak addedileni. Erişkini değil çocuğu, güçlüyü değil güçsüzü…

PEN Türkiye Merkezi’nin “Dede Korkut Ödülü”nü koyması ise, Türkiye’de Sünni Türklerden başkasını yok sayan egemen zihniyetin, evrensellik iddiası taşıyan yazar örgütü tarafından bir kez daha vurgulanması anlamına gelecektir. PEN üyesi dostlarımız, yönetimdeki arkadaşlarımız, insanlığın evrensel değerleri, ne Türklük ne Kürtlük, ne Ermenilik, ne İngilizliktir, ne Fransızlık; ne İslamiyet, ne Hıristiyanlık ne de Museviliktir. İnsanlığın evrensel değerleri, barıştır, kardeşlik ve adalet duygusu, özgürlük isteğidir, onurlu yaşam arayışıdır.

Şiir, öykü, roman hangi dilde yazılmış, hangi konu etrafında şekillenmiş olursa olsun, ırk din, milliyet, cemaat gibi kurgulanmış kimliklerin ötesindeki insanın hikâyesini anlatır, hep bunu anlatacaktır…

Biz aşağıda ismi yazılı PEN üyeleri olarak, PEN Türkiye Merkezi yönetimini, bu kararı yeniden düşünme- geri çekme ya da dondurmaya, ödül konusu ve yöntemiyle ilgili tartışmaya üyeleri de katmaya çağırıyoruz. Bu tartışmanın araçlarını ortaklaşa yaratabiliriz.

Dostluk ve dayanışma duygularıyla…

Aysegül Devecioğlu, Sezai Sarıoğlu

* * *

Sevgili Ayşegül, Sevgili Sezai,
 
Eleştirinizi okudum, anladığım kanısındayım. 
 
Dede Korkut Türkçe dilinin bilinen en eski öykücüsü. Derneğimizin sahip çıkması ahlaki bir görev, bir emeğe saygı ifadesi.
 
Umarız öbür pen merkezleri de farklı zenginliklere dikkat çeker. Çünkü yarının dünya toplumunun kültür zenginliği bütün bu katkılarla mümkün olabilir.
 
PEN enternasyonal ve enternasyonalist bir oluşum. PEN merkezleri de bu zihniyette olmalı. Yurtiçinde ve dışındakii etkinliklerdeki duruşumuz ve hamlelerimiz de bu zihniyet çercevesinde gelişiyor.
 
Nitekim derneğimizin 2000 yılında İstanbul'da uluslararası bir Dede Korkut sempozyumu düzenlemiş olması belirli bir mirasa sahip çıkma anlamındaydı.
 
Bu ödüller uluslararası olmak üzere tasarlandı. Büyük sermaye ile manipulasyonun at koşturduğu dünyada özellikle gölgede bırakılan dil ve edebiyatların, eserlerin, yazar ve şairlerin gündeme taşınması bütün PEN merkezlerinin görevi olsa gerek.
 
Emeğe ve tarihe saygı. Bu ödüller bu çercevede önerildi ve benimsendi.
 
Muhabbetle,
 

Tarık Günersel

PEN Türkiye Merkezi Başkanı

Teşekkür Ederim Sayın Halaçoğlu

Etiketler:

Ortalık biraz duruldu.

Yusuf Halaçoğlu’nun Kürtleri Türkmen, Kürt ve Zaza Alevilerini de Ermeni olarak saptayan bilimsel tezi, üzerindeki tartışmalar iyiden iyiye yatıştı. Bunca zaman bekledim. Şu “sol cepheden” biri çıkıp da, Türk Tarih Kurumu’nun Sayın başkanına hak veren bir yazı yazmadı.

Her çıkan, Halaçoğlu’nu işaret ederek: “ırkçı,” “Nazilerin dilini kullanıyor,” “tarihçi değil, olsa böyle konuşmazdı,” gibi aslında, çok da bilimsel olmayan, bilimsel herhangi bir araştırmaya dayanmayan tepkiler gösterdi.

En iyimseri bile “Maalesef Ermeniymişiz” dedi…

Bu arada Kürtlerin Türkmen olduğu tezine pek kimse bir şey demedi. Ona alışkınız…

Eee tepkiler de haliyle zamanla sönüyor, giderek yok oluyor.

Oysa, Halaçoğlu aslında bu ülkenin kültürler ve uluslar (şimdi herkes “etnik/ etnisite” diyor ama bu biraz da milliyet/ ulus gibi kavramlar, mahkemelik olma olasılığı taşıdığı için) zenginliğine yeniden vurgu yaptı.

Yani şimdi Alevilerin bir kısmı “biz Zazayız” dediklerinde ırkçılık olmuyor da, Halaçoğlu, “Zazaların çoğu Ermenidir” dediğinde mi ırkçılık oluyor.

Doğrusu ya, kendisini ve kökenini Zaza Alevisi olarak tanıyan biri olarak ben, bu bilimsel saptamadan pek gocunmadım.

‘Demek ki’ dedim ‘Ermeni olan atalarım, bir yolunu bulup biraz da Zazalığı/ Aleviliği tanıyalım demişler.” Ne kadar zengin düşünen atalarım varmış. Şimdi ben hem Ermeni, hem Zaza, hem Alevi olmak gibi bir özellik taşıyorum.

Bu denli zengin bir soya sahip olduğumu açığa çıkardığı için, benim Halaçoğlu’a teşekkür etmekten başka bir sözüm olamaz. Çünkü ben dedemin, ninemin ya da onların babalarının Ermeni olmasından gocunmak bir yana mutluluk duyarım.

Madem soyum, sopum Ermeni, o zaman devlet bana hakkımı “istemeden vermeli!..”

Mademki soyum, sulbüm Ermeni demek ki arkadaşımın tabutunun önünde haykırmakta haklıymışım: Hepimiz Hırantız! Hepimiz Ermeniyiz...

‘Teneke’nin La Scala’da operalaşması Yaşar Kemal’in ücreti olmasın(!)?

Operanın görkemli evi Milano’daki La Scala Tiyatrosu, yeni sezonu Yaşar Kemal’in “Teneke”siyle açtı. Anadolu’da kasaba gerçekliğini anlatan roman, La Scala’da da Türkçe adıyla, “Teneke” olarak operalaştırıldı. Türkiye’de çeşitli tiyatrolarda yıllar boyu oyun olarak izleyici karşısına çıkan “Teneke”nin opera versiyonu, iki yıl önce kapsamlı bir yenileme geçiren La Scala’da yarın ve perşembe günkü temsilleriyle yedi kez sahnelenmiş olacak. Telefonla görüşmek olanağını bulduğum La Scala’nın yönetim kurulu üyelerinden Alberto Zorzoli’den, “Teneke”nin 2007-2008 sezonunda aralıklarla sahneleneceğini de öğrendim, kendimi mutlu ettim...

Vacchi aradığını bulmuş

Yaşar Kemal’in İtalyanca’ya ilk kez 1997’de Antonella Passaro tarafından, özgün adı korunarak çevrilen ve Sogni Yayınevi tarafından yayımlanan romanı; Franco Marcoaldi’nin librettosundan, Fabio Vacchi tarafından bestelenmiş. Ermanna Olmi’nin “Il Mestiere delle Armi” adlı filminin müziğini yapan, “El Fuego Fatuo” operasını besteleyen ve başta İtalya olmak üzere dünyanın birçok yerinde eserler sahneleyen, Koussevitzky ödüllü Vacchi, “Teneke”nin üzerinde uzun süre çalışmış ve besteyi 2005’te bitirmiş. Vacchi “Teneke” için; “Yaşar Kemal’de tam aradığımı buldum. Epik, hümanist bir yapıt, üst düzey bir anlatım. ‘İnce Memed’i de operaya yansıtmak isterdim. Ancak çok güç bir iş o, Homeros’un İlyada’sını çevirmek kadar zor” demiş.

Yaratıcı kadro

La Scala’nın 2000 yılında repertuvarına aldığı “Teneke”nin orkestra şefliğini New York’ta “Ernani”, Firenze’de “Sevil Berberi” gibi eserlerde görev alan Roberto Abbado üstlenmiş. 80 yaşının üzerindeki Ermanno Olmi’nin yönettiği eserin dekor ve kostümü, gene 80’li yaşlarını sürdüren Arnaldo Pomodoro’ya ait. Yapıt, solistlerin dışında geniş bir koro ve elektronik enstrümanların da yer aldığı büyük orkestra tarafından icra edilmiş.

Dramatik gerilim çizgisi

PEN Türkiye Merkezi Kadın Yazarlar Komitesi: "Türkiye’deki bütün vatandaşlar eşit ve özgür bir yaşam sürmeyi hak eder"

Etiketler:

Türkiye’deki bütün vatandaşlar eşit ve özgür bir yaşam sürmeyi hak eder. Toplumsal yaşamı düzenleyen temel metin olan anayasanın bu prensipler temelinde şekillenmesi özgür ve eşit yaşam hakkının olmazsa olmaz koşuludur. Bizler PEN Türkiye Merkezi, Kadın Yazarlar Komitesi olarak Türkiye'nin 1985 yılında onaylamış olduğu Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ndeki kadın- erkek eşitliğini hayata geçirmeye yönelik "geçici özel önlemler" in yasalarımızda yer almasının şart olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda kamuoyunu aydınlatan Anayasa Kadın Platformunu içtenlikle destekliyoruz.

PEN Türkiye Merkezi Kadın Yazarlar Komitesi

Değerli Şair Üyemiz Hüseyin Alemdar Atilla İlhan Ödülünü Aldı

Etiketler:

Değerli üyemiz, şair Hüseyin Alemdar'ı aldığı bu önemli ödül için kutluyor, sevgilerimizi gönderiyoruz.

Pen Türkiye Merkezi

İçeriği paylaş