Önümüzdeki Haftanın Düşünce Özgürlüğü Davaları

Sanıklar : Atilla Yayla

Mahkeme ve duruşma tarihi : İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi, 16 Ekim 2007 saat 09:00

Açıklama : Avrupa Birliği sürecinde ¨her yerde Atatürk fotoğrafının asılmasını ve heykelinin bulunmasını¨ eleştirdiği için geçici olarak görevden uzaklaştırılan Gazi Üniversitesi´nden Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında ¨Atatürk´ü Koruma Yasası¨ uyarınca da dava açıldı. Prof. Yayla, ¨... Bize soracaklar, neden her yerde Atatürk heykeli var? diye soracaklar. ´Neden her dairede bu adamın fotoğrafları asılı?¨ diye soracaklar. ´Kemalizm Türkiye´nin problemidir´ falan diye. Bizimkiler şiddetle tepki gösterirler buna; ama eninde sonunda tartışacağız...Kemalizm, ilerlemeden çok, gerilemeye tekabül eder¨ demişti.

Güz Ağıdı

Etiketler:

Kırgın, kırık bir güz mevsimidir, hazan. Havada, buram buram sıkıntı; koptu kopacak bir fırtına gerginliği. “Hava kurşun gibi ağır”; fakat ne bağıran var ve ne de bağırsan, duyacak olan. Düş ve özlemlerimiz, sevdalarımız, yaprak gibi savruluyor rüzgara kapılmış. Rüzgar tersten esiyor nicedir ve ayakta kalmak için güç gerektir, yürek gerektir, akıl, felsefe ve inat gerektir.

21. yüzyılda yaşıyoruz. İnsanlık tarihi dolusu bilinç ve deneyim var. Bilim insanları “yapay canlı” da ürettiler sonunda. Bir yanda insan olmanın yüzünü ağartan bir devirdir yaşadığımız ve öte yanda savaşlar, ölümler, acılar, bağnazlıklar, olmadık ilkellikler, hayatımızı ve geleceğimizi kanla gölgeliyor.

Güzdür. Hazan. De ki, bahar var önümüzde kıştan sonra; de ki, umutlarımız başka baharlara devretse de, yitirmemek gerek onları… “Günler gitgide kısalıyor” diye yazmıştı Nazım, “Güz” şiirinde; “yağmurlar başlamak üzre” demişti, “kapım ardına kadar açık bekledim seni” demişti ve sormuştu; “niye böyle geç kaldın?”

Nazım’ın beklediği sevgili gelmedi hiç. Güneş bir başka doğmadı, çiçekler daha güzel ve gürbüz açmadılar, yıldızlar niçin sönük böyle, ay nerelere gizlendi; kırgın, kırık bir güz mevsimidir, hazan. Ve rüzgar, ölüm ölüm esiyor; sürükleyerek hayata dair ne varsa…

“Seni” demişti Ahmet Arif, “baharmışsın gibi düşünüyorum”. Güzellik diye bildiğimiz ne varsa, bahardır deriz ona. Dirilişin, yenilenmenin, umudun ve yeniden ve yeniden aşk diyebilmenin mevsimi… Bu güz, bu hazan mevsimi, niçin bu kadar uzadı? Sanki hep güzdü, hazandı, bir araf halinde kıvranıyordu zaman; doğuramadan geleceğini… Bir derin yalnızlığa atıyor kalplerimiz.

Bir derin yalnızlık. Suskunluk.

İran Yazarlar Birliği'nden Açıklama

Etiketler:

Şerefli ve özgür insanlar!

Baskı bulutları her gün biraz daha yoğunlaşmakta ve öngörüldüğü gibi toplumun kültürel, sosyal ve siyasi alanları daha da daralmakta ve özgürlükler artarak bastırılmaktadır.

Öğretmenler yargılanmaktalar, üniversite hocaları zorunlu emekliliğe sevk edilmekteler. Politeknik (Emir Kebir) Üniversitesi'nin öğrencileri aylarca süren tek kişilik hücre hapisleri sonrasında, avukat hakkından mahrum bir şekilde mahkemeye çıkarılmaktalar. Horremabad'da kadın aktivistlerinin toplantılarına saldırılmakta ve bu toplantıya katılan eylemci işçiler hapse atılmaktadır. Kitapçılar kapatılmakta ve kitaplar, gazeteler ve dergiler ve internet siteleri sansür edilmekte, kapatılmakta. İdamlar ise aynen sürmektedir.

İran Yazarlar Birliği, her zaman olduğu gibi, özgürlüklerin bastırılışını; kadınların, işçilerin ve öğrencilerin yargılanışını ve devam eden idam cezalarını mahkûm eder ve bu baskılara, mahkemelere ve idamlara bir an evvel son verilmesini ister.

24 Eylül 2007

PEN Türkiye Merkezi'nden Duyuru

Etiketler:

PEN Türkiye Merkezi, Türkiye’nin bugünlerde içinde bulunduğu kanlı çatışma ortamından dolayı, ülke için kaygı duymaktadır.

PEN Türkiye Merkezi, her zaman yaşam hakkını, düşünce ve anlatım özgürlüğünü savunmuştur. Yaşananlar, barışa, yaşam hakkına, özgürlüklere ve dahası ülkenin seküler toplumsal yapısına yönelen çok önemli bir tehlikedir.

Ülkenin yazarları olarak, düşüncemizle, yapıtlarımızla ve eylemimizle bu tehlikenin karşısındayız.

Savaşlar, kıyımlar hiçbir sorun için çözüm değildir. Bu nedenle yaşananları kınıyoruz.

 

1 Eylül Dünya Barış Günü Bildirgesi

Avrupa’nın Militaristleşmesi 28-29 Eylül 2007, Cuma/Cumartesi – Lizbon, Portekiz

Savaş stratejilerinin değişimi ve barış

Her savaştan sonra barış arayışı ve barışın kalıcılaştırmasına yönelik girişimlerde artış olmuştur. Tarihsel bağlamda süreç, “savaş sonrası barış arayışı” olsa da, savaşların meşrulaştırılması adına artık “insani değerler”in çarpıtılarak kullanılması “barış” kavramının toplumsal algıda değişikliğe uğramasına sebep olmaktadır. Reel sosyalizmin çözülüşü, bir tür savaşsızlık durumu olarak anlaşılmaması gereken “barış” kavramının dönüşmeye başlamasının da miladıdır.

Emperyalist sistemin, sosyalist sistemin yarattığı baskıdan kurtulmuş olması ve kendisini “dünyanın jandarması” rolüne yerleştirmeye çalışması, barışın sürekliliğini sağlama amacıyla kurulmuş uluslararası örgütleri işlevsizleştiren bir gelişme olmuştur.

Dengelerin yitmesi, dünyanın iktisadi, siyasi ve kültürel sorunlarının yatışmasını sağlamamış aksine onları iyice karmaşıklaştırarak sıcak çalışmaların ve savaşların görülmedik biçimde artmasına neden olmuştur. Bu karmaşıklık içinde savaşlar, konvansiyonel orduların çarpışmaları olmaktan çıkmış, inançların ve etnik yapıların öne çıktığı topyekûn kapışmalara dönüşmüştür. Bu durumun, savaşan tarafların savaş stratejilerini de değiştirmiştir.

Sonuçta, savaşların toplumsal sınıflar arasındaki sömürü ilişkilerinden kaynaklandığı ve her iki dünya savaşının, kaynakların emperyalistlerce yeniden paylaşımı kavgasından çıkmış olduğu gerçeği ortadadır. Sosyalizmin çözülüşünün ardından emperyalistler tarafından ortaya atılan “Yeni Dünya Düzeni” formülü, ulus devletlerin çözülmesinin zorunlu bir form değişikliği olduğu düşüncesini, iktisadi küreselleşmenin kaçınılmaz olacağı varsayımını, reel sosyalizmin geri dönüşsüz bir deneyim olduğu kabulünü ve emperyalistlerin kendi düzenleri için tehdit olarak algılandıklarına “insani değerler” adına silahlı müdahalede bulunmalarının meşru olduğu fikrini dayatmaktadır. Birleşmiş Milletler’in uyuşmazlık ve çatışmalarda barışı korumak adına araya girişlerinin, rakip grupları silahsızlandırmasının, yeni ortaya çıkan devletleri siyasi olarak yapılandırmasının yine emperyalistlerin çıkarlarına uygun şekillenmesi rastlantı sayılmamalıdır.

Ön açıcı sorumuz şu olabilir;

“Karmaşıklaşmış savaş stratejilerinin savaşı yaygınlaştırmasının ve yıkıcılaştırmasının karşısında, barış arayışlarının felsefi tartışmalar dışında kurumsallaşması ve süreklileştirmesi nasıl olacaktır?

Emperyalizm savaşı “adaleti sağlamak, insan haklarını ve değerlerini korumak” için bir gereklilik olarak öne sürmektedir.

Emperyalist saldırganlığa karşı direnmeye çalışan çeşitli hareketler, kim oldukları ve ne yaptıklarından bağımsız olarak “terörist” olarak damgalanmaktadır. Uluslararası düzenlemelere rağmen hak arayan hareketlerin meşru mücadelelerini marjinalleştirmek artık sadece diplomatik bir önlemdir. Emperyalistler, yeni geliştirdikleri savaş stratejileriyle klasik savaş alanlarını ve kurallarını silikleştirmiştir. Artık emperyalistler için savaş, teknolojik ve medyatik, savaş alanı, kendilerinden uzak ve hijyeniktir. Hijyenik savaşlarda sadece insan ölmemekte, emperyalizm insani değerleri değersizleştirerek, geniş halk kitlelerini apolitikleştirerek çatışma alanlarını ideolojik olarak da hijyenikleştirmektedir.

Sürdürülebilir savaş stratejisi yeni bir savaş stratejisi olarak önemsenmektedir. Bu strateji klasik savaş sonuçlarına göre kazananı kaybedeni belli olmayan, yıkıcılığın süreklileştirildiği yıpratıcı ama kanıksanan savaşlar haline gelmiştir. Bütün dünyada savaşları çıkartan ülkelerin savaş stratejilerini oluşturdukları kurumlar “savunma” adını sıfat olarak kullanmaktadırlar.

Küreselleşmenin bir gereği olarak dünya bölümlere ayrılmakta ve her birine yapısal özellikler atfedilmektedir. Bu bölümlere yönelik farklı emperyalist müdahalelerin siyasi gerekçeleri de farklı kurulmaktadır. Barış mücadelesi, bu bölümlemeleri kaçınılmaz veri alırsa, aralarındaki bağıntıları kuramazsa, sadece ahlaki değerlerle sürdürülen sonuç alıcı olmayan salt (!) savaş karşıtlığı olarak kalır.

Günümüzde savaşlar, sadece silahlarla yapılmamakta daha uzun süren, daha dolaylı araçlarla sürdürülen ve daha yok edici biçimler almaktadır. Bu savaş biçiminin gözettiği kazanç, “belirsizlik durumu yaratma” stratejisiyle gerçekleşmektedir. Klasik savaşların kazananının-kaybedeninin kesinkes belli olduğu sonuçlarından ziyade ”belirsizlikte tutmak-aşındırmak stratejisi” ortaya çıkmıştır. Bu stratejinin amacı “bilinçli çözümsüzlüktür”.

İnsan hakları kavramı birkaç anlama çekilebilmektedir. Bunlar, emperyalizm tarafından her ülkede ancak tedrici biçimde hayata geçirilebilecek haklar olarak görülmektedir. Tedrici olarak sağlanacak hakların ülkelere göre farklı biçimlerde tanınması, devletlerin kendi ülkelerdeki uygulamalar ile başka ülkelerdeki uygulamalar arasındaki belirgin farkı izah etmek kolaycılığına dönüşmüş haldedir. Böylelikle, emperyalizm saldırganlığı için bir gerekçe bulmuştur.

Bazı örneklerde bu farklılık emperyalizm tarafından kendi halkına dönük bir tehdit olarak algılanmaktadır. Dahası, emperyalizm, diğer halkların kendi kaderlerini tayin etme haklarını ihlal etmekte ve kendi insan haklarına sahip olmalarına engel olmaktadır.

İnsan haklarının ihlal edildiği ülkeleri uluslararası hukuk gereğince meşruluğunu yitirmiş olarak kabul eden ve silahla yola getirmeyi seçenek olarak ortaya koyan siyasi düşünce, aynı zamanda diktatoryal rejimleri destekleyebilmekte ve kendi ülkelerinde de insan haklarına aykırı uygulamalara ve düzenlemelere imza atabilmektedirler. İnsan haklarını savunmanın “emredici ahlak” haline geldiği çağımızda, temel insani değerlere olan duyarlılığın gözle görülür biçimde geri azaldığı da açıkça görülmektedir.

İnsan haklarını korumak adına yapılan savaşların insan haklarına yapılan en ağır saldırılar olması ve insani değerleri yok sayıcı haksız savaşlar haline dönüşümü günümüz savaşlarında açıkça görülmekle birlikte, salt ve muğlâk tanımlarla insan hakları savunusunun öne çıkartıldığı barış çabalarının karşılıksız kalmasına ve barış mücadelesinin de etkisizleşmesine neden olmaktadır. Bu sorunun üstesinden gelebilmek için, günümüzde savaşların ardındaki gerçek neden açıkça tanımlanmalıdır, bu da tabii ki emperyalizmdir.

Ortadoğu’ da savaş stratejileri ve Türkiye

Uluslararası PEN'den Hrant Dink'e Hermann-Kesten Madalyası

Etiketler:

Hrant Dink, PEN Uluslararası Yazarlar Birliği'nin "Hermann-Kesten Madalyası" ödülüne layık görüldü.

Agos gazetesi ve öldürülen Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Uluslararası PEN' Merkezi'nin bu yılki ''Hermann-Kesten Madalyası'' ödülüne layık görüldü. Darmstadt kentindeki PEN merkezinden bugün yapılan açıklamada, 10 bin Avro'luk ödülle, 19 Ocakta İstanbul'da öldürülen Dink'in, "Türkiye'de düşünce özgürlüğü için yaptığı cesur mücadelenin takdir edileceği" bildirildi. Darmstadt'ta 15 Kasımda düzenlenecek ödül töreninde Alman Birlik 90/Yeşiller Partili Avrupa Parlamentosu üyesi Daniel Cohn-Bendit'in bir konuşma yapacağı kaydedildi.

Türkiye'de Afrika Şiir Günleri Düzenlenecek...

Etiketler:

73.PEN Kongresinde Senegal ile Türkiye PEN merkezleri arasında çeşitli etkinlikler yapılmasına karar verildi. Bu çerçevede, ilk aşamada Türkiye'de Afrika Şiir Günleri düzenlenecek.

PEN Türkiye Merkezi

Önümüzdeki Haftanın Düşünce Özgürlüğü Davaları

Sanıklar : Ethem Dinçer

Mahkeme ve duruşma tarihi : Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesi, 08 Ekim 2007 saat 10:40

Açıklama : Bu dava, Mersin 78´liler Araştırma ve Dayanışma Derneği´ne mensup atmış kişilik grubun Atatürk Caddesi´nde yapmış olduğu ¨Kızıldere katliamcıları yargılansın¨ eylemi nedeniyle açıldı. Dernek Başkanı Ethem Dinçer´e karşı açılan davanın iddianamesinde, yürüyüşte atılan ¨Kızıldere son değil, savaş sürüyor; Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz; Katiller halka hesap verecek; Mahir-Hüseyin-Ulaş kurtuluşa kadar savaş; Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek¨ sloganları suçlamanın sebebini oluşturdu.

Sanıklar : Michael Dickinson

Mahkeme ve duruşma tarihi : Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 08 Ekim 2007 saat 11:30

Açıklama : Bu dava, Dickinson´a karşı, Erdoğanı köpek gibi gösteren kolajları Erkan Kara´nın davasında gösterdiği için açıldı. Daha önce kolajlarını Barış Panayırı´nda sergileyen ve ortada bir suç var ise tamamen kendisine ait olduğunu söyleyen Dickinson´a karşı takipsizlik kararı verilirken panayır sorumlusu Kara´ya dava açılmıştı.

Sanıklar : Hrant Dink (düşme kararı verildi), Sarkis Seropyan, Arat Dink

Mahkeme ve duruşma tarihi : Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 11 Ekim 2007 saat 10:30

Açıklama : Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı ¨Agos¨ gazetesinin 21 Temmuz 2006 tarihli sayısında verilen ¨301´e Karşı 1 İmza¨ başlıklı haber nedeniyle gazeteci Hrant Dink hakkında, ¨Türklüğü aşağılamak¨ iddiasıyla bu davayı dava açtı. Hrant Dink hakkında, ölümü sebebiyle “düşme” kararı verildi. Diğer sanıkların yargılaması devam ediyor.

Memet Fuat Eleştiri/İnceleme, Deneme, Yayıncılık Ödülleri 2007

Etiketler:

Yaşamı boyunca denemeleri, eleştirileri, inceleme ve araştırmalarının yanı sıra, yayımladığı dergiler ve yönettiği yayınevlerinde özenli, titiz, seçici yayıncılık ilkeleriyle örnek bir edebiyat adamı olan Memet Fuat'ın anısını yaşatmak için düzenlenen Memet Fuat Ödülleri, "Eleştiri/İnceleme", "Deneme" ve "Yayıncılık" alanlarındaki çalışmaları destekleme, yüreklendirme ve başarıları ödüllendirme amacını taşıyor.

"Eleştiri/İnceleme" ve "Deneme" ödüllerine başvurmak için (bandrolü alınmış) kitap olarak basılmış yapıtın 8 nüshasının Memet Fuat Ödülleri Sekreterliği'ne* gönderilmesi gerekir. Basılı yapıtların yanı sıra, lisans, lisansüstü ve doktora tezleri de kabul edilmiş olması koşuluyla ödüle katılabilir. 2007 yılı için, sadece 2007 yılında yayımlanan yapıtlar ve yayıncılık çalışmaları aday olabilir. Başvuru süresi 1 Ocak 2007’da başlar ve 31 Aralık 2007’de sona erer.

İçeriği paylaş