PEN Türkiye Merkezi'nin Vereceğini Açıkladığı Ödüllere İki Değerli Üyemizden Eleştiri ve PEN Başkanı Tarık Günersel'in Yanıtı

Etiketler:

PEN Türkiye Merkezi'nin vereceğini açıkladığı ödüllere iki değerli üyemizden eleştiri geldi. PEN Türkiye Merkezi Başkanı Tarık Günersel'in yanıtıyla birlikte yayımlıyoruz.

  

Pen Türkiye Merkezi Yönetim Kuruluna

PEN Türkiye Merkezi, yeni yönetim kurulu, seçimin hemen ertesinde yaptığı ilk toplantısında üç yeni ödül konulduğunu duyurdu üyelerine; “Halide Edip Adıvar Roman Ödülü”, “Dede Korkut Öykü Ödülü”, “Yunus Emre Şiir Ödülü…”

“Ödül” konusunun edebiyat/sanat dünyasının en tartışmalı sorunsallarından biri olduğunu söylemek malumun ilamı olsa gerek… Ödül kurumu, jüri, ödülün maddi ve manevi değeri, başlı başına irdelenmesi gereken netameli konular. Elbette PEN’in sanatın/edebiyatın kirlenmiş/yıpranmış bu sorununu sonsuza kadar tartışıp, “oylamayla” karara bağlaması ne mümkün ne de gerekli… Öte yandan, bunca tartışmalı bir konunun hem işleyiş/biçim hem de içerik/öz açısından üyeler ve komiteler bilgilendirilip süreç paylaşılmadan, asgari düzeyde bir tartışma bile örgütlenmeden, “yönetim kurulu” içinde kurgulanması ve kararlaştırılması, üyeler açısından yabancılaştırıcı bir pratik olması yanında, anti demokratik bir işleyiş…

Kaldı ki, demokratik bir örgütün özellikle, kuruluş esaslarında evrensellik iddiasına yer veren uluslararası bir yazar örgütünün koyacağı ödüller, onun bulunulan zamanda, içinde yaşanılan toplumsal-insani gerçeklik karşısında aldığı tavrı gösterir. Çevresinde dönen bütün tartışmalarla ödül, bir örgütün referansı, daha düz bir ifadeyle onun dünyaya, topluma gösterdiği kartvizitidir.

“Hırant Dink Ödülü” koymakla “Dede Korkut Ödülü” koymak, “Halide Edip Ödülü” koymakla, Nezihe Muhittin ya da Ahmet Hamdi Tanpınar ödülü koymak bir yazar örgütü için aynı şey değildir, olamaz da zaten. Bu, neye vurgu yapmak, neye işaret etmek, neye dikkat çekmek, insanları ne türden bir duyarlılığa çağırdığınla ve ne türden bir duyarlığın olduğunla birebir ilgilidir.

İtirazımızın, kurgulandığı ve tasvir ettiği zamanın- zamanların toplumsal- siyasi gerçekliğinden ayrılamayacak bir kültürel olgu olan Dede Korkut öykülerinin külliyen reddi anlamına gelmediği açıktır. Sadece, öykülerin yaygın simgesel anlamına, Türklerin kuruluş mitlerindeki yerine dikkat çekmek istiyoruz. Milliyetçilerin Dede Korkut öykülerini sahiplenmesi hiç de tesadüf değil. Çünkü Dede Korkut öykülerindeki “güçlülük, savaşçılık, devlete sadakat, soyun korunması” gibi temalar, bugün de milliyetçiler tarafından evrensel insani değerlerin karşısına “ezeli ve ebedi” Türklük değerleri olarak” konmaktadır.

“Dede Korkut Ödülü”nün konulması gerekçelerinden biri (sözlü sohbetlerde) milliyetçilerin sahip çıktığı kültürel olguları, onlara kaptırmamak olarak açıklanmıştır. Ancak niyet ne olursa olsun, Dede Korkut, Halide Edip ve Yunus Emre ödüllerinin, toplumdaki egemen zihniyetle tartışmasızca uzlaşmak, ona tabii olmak ve ona hoş görünmek dışında bir anlamı taşımadığı- taşıyamayacağı kolaylıkla görülebilir. Oysa evrensellik iddiasındaki bir yazar örgütünün görevi, egemen zihniyetle uzlaşmak yerine ona kendi yordamınca itiraz etmektir.

Evrensellik, barış ve kardeşlik niyeti-hevesi, özellikle kardeş halkların ve kültürlerin yok sayıldığı bu topraklarda, egemen bakış açısının, resmi kültürün palazlandırdığı değil, yok etmeye, gözden kaybetmeye çalıştığı kültürel olguları öne çıkarmayı gerektirir. Çoğunluk için değil, azınlık için önemi ve anlamı olan, Dede Korkut’u değil Mem û Zin’i, Türk olanı değil, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi olanı, erkek değil, kadın olanı, kusurlu, çirkin, yasak addedileni. Erişkini değil çocuğu, güçlüyü değil güçsüzü…

PEN Türkiye Merkezi’nin “Dede Korkut Ödülü”nü koyması ise, Türkiye’de Sünni Türklerden başkasını yok sayan egemen zihniyetin, evrensellik iddiası taşıyan yazar örgütü tarafından bir kez daha vurgulanması anlamına gelecektir. PEN üyesi dostlarımız, yönetimdeki arkadaşlarımız, insanlığın evrensel değerleri, ne Türklük ne Kürtlük, ne Ermenilik, ne İngilizliktir, ne Fransızlık; ne İslamiyet, ne Hıristiyanlık ne de Museviliktir. İnsanlığın evrensel değerleri, barıştır, kardeşlik ve adalet duygusu, özgürlük isteğidir, onurlu yaşam arayışıdır.

Şiir, öykü, roman hangi dilde yazılmış, hangi konu etrafında şekillenmiş olursa olsun, ırk din, milliyet, cemaat gibi kurgulanmış kimliklerin ötesindeki insanın hikâyesini anlatır, hep bunu anlatacaktır…

Biz aşağıda ismi yazılı PEN üyeleri olarak, PEN Türkiye Merkezi yönetimini, bu kararı yeniden düşünme- geri çekme ya da dondurmaya, ödül konusu ve yöntemiyle ilgili tartışmaya üyeleri de katmaya çağırıyoruz. Bu tartışmanın araçlarını ortaklaşa yaratabiliriz.

Dostluk ve dayanışma duygularıyla…

Aysegül Devecioğlu, Sezai Sarıoğlu

* * *

Sevgili Ayşegül, Sevgili Sezai,
 
Eleştirinizi okudum, anladığım kanısındayım. 
 
Dede Korkut Türkçe dilinin bilinen en eski öykücüsü. Derneğimizin sahip çıkması ahlaki bir görev, bir emeğe saygı ifadesi.
 
Umarız öbür pen merkezleri de farklı zenginliklere dikkat çeker. Çünkü yarının dünya toplumunun kültür zenginliği bütün bu katkılarla mümkün olabilir.
 
PEN enternasyonal ve enternasyonalist bir oluşum. PEN merkezleri de bu zihniyette olmalı. Yurtiçinde ve dışındakii etkinliklerdeki duruşumuz ve hamlelerimiz de bu zihniyet çercevesinde gelişiyor.
 
Nitekim derneğimizin 2000 yılında İstanbul'da uluslararası bir Dede Korkut sempozyumu düzenlemiş olması belirli bir mirasa sahip çıkma anlamındaydı.
 
Bu ödüller uluslararası olmak üzere tasarlandı. Büyük sermaye ile manipulasyonun at koşturduğu dünyada özellikle gölgede bırakılan dil ve edebiyatların, eserlerin, yazar ve şairlerin gündeme taşınması bütün PEN merkezlerinin görevi olsa gerek.
 
Emeğe ve tarihe saygı. Bu ödüller bu çercevede önerildi ve benimsendi.
 
Muhabbetle,
 

Tarık Günersel

PEN Türkiye Merkezi Başkanı

Teşekkür Ederim Sayın Halaçoğlu

Etiketler:

Ortalık biraz duruldu.

Yusuf Halaçoğlu’nun Kürtleri Türkmen, Kürt ve Zaza Alevilerini de Ermeni olarak saptayan bilimsel tezi, üzerindeki tartışmalar iyiden iyiye yatıştı. Bunca zaman bekledim. Şu “sol cepheden” biri çıkıp da, Türk Tarih Kurumu’nun Sayın başkanına hak veren bir yazı yazmadı.

Her çıkan, Halaçoğlu’nu işaret ederek: “ırkçı,” “Nazilerin dilini kullanıyor,” “tarihçi değil, olsa böyle konuşmazdı,” gibi aslında, çok da bilimsel olmayan, bilimsel herhangi bir araştırmaya dayanmayan tepkiler gösterdi.

En iyimseri bile “Maalesef Ermeniymişiz” dedi…

Bu arada Kürtlerin Türkmen olduğu tezine pek kimse bir şey demedi. Ona alışkınız…

Eee tepkiler de haliyle zamanla sönüyor, giderek yok oluyor.

Oysa, Halaçoğlu aslında bu ülkenin kültürler ve uluslar (şimdi herkes “etnik/ etnisite” diyor ama bu biraz da milliyet/ ulus gibi kavramlar, mahkemelik olma olasılığı taşıdığı için) zenginliğine yeniden vurgu yaptı.

Yani şimdi Alevilerin bir kısmı “biz Zazayız” dediklerinde ırkçılık olmuyor da, Halaçoğlu, “Zazaların çoğu Ermenidir” dediğinde mi ırkçılık oluyor.

Doğrusu ya, kendisini ve kökenini Zaza Alevisi olarak tanıyan biri olarak ben, bu bilimsel saptamadan pek gocunmadım.

‘Demek ki’ dedim ‘Ermeni olan atalarım, bir yolunu bulup biraz da Zazalığı/ Aleviliği tanıyalım demişler.” Ne kadar zengin düşünen atalarım varmış. Şimdi ben hem Ermeni, hem Zaza, hem Alevi olmak gibi bir özellik taşıyorum.

Bu denli zengin bir soya sahip olduğumu açığa çıkardığı için, benim Halaçoğlu’a teşekkür etmekten başka bir sözüm olamaz. Çünkü ben dedemin, ninemin ya da onların babalarının Ermeni olmasından gocunmak bir yana mutluluk duyarım.

Madem soyum, sopum Ermeni, o zaman devlet bana hakkımı “istemeden vermeli!..”

Mademki soyum, sulbüm Ermeni demek ki arkadaşımın tabutunun önünde haykırmakta haklıymışım: Hepimiz Hırantız! Hepimiz Ermeniyiz...

‘Teneke’nin La Scala’da operalaşması Yaşar Kemal’in ücreti olmasın(!)?

Operanın görkemli evi Milano’daki La Scala Tiyatrosu, yeni sezonu Yaşar Kemal’in “Teneke”siyle açtı. Anadolu’da kasaba gerçekliğini anlatan roman, La Scala’da da Türkçe adıyla, “Teneke” olarak operalaştırıldı. Türkiye’de çeşitli tiyatrolarda yıllar boyu oyun olarak izleyici karşısına çıkan “Teneke”nin opera versiyonu, iki yıl önce kapsamlı bir yenileme geçiren La Scala’da yarın ve perşembe günkü temsilleriyle yedi kez sahnelenmiş olacak. Telefonla görüşmek olanağını bulduğum La Scala’nın yönetim kurulu üyelerinden Alberto Zorzoli’den, “Teneke”nin 2007-2008 sezonunda aralıklarla sahneleneceğini de öğrendim, kendimi mutlu ettim...

Vacchi aradığını bulmuş

Yaşar Kemal’in İtalyanca’ya ilk kez 1997’de Antonella Passaro tarafından, özgün adı korunarak çevrilen ve Sogni Yayınevi tarafından yayımlanan romanı; Franco Marcoaldi’nin librettosundan, Fabio Vacchi tarafından bestelenmiş. Ermanna Olmi’nin “Il Mestiere delle Armi” adlı filminin müziğini yapan, “El Fuego Fatuo” operasını besteleyen ve başta İtalya olmak üzere dünyanın birçok yerinde eserler sahneleyen, Koussevitzky ödüllü Vacchi, “Teneke”nin üzerinde uzun süre çalışmış ve besteyi 2005’te bitirmiş. Vacchi “Teneke” için; “Yaşar Kemal’de tam aradığımı buldum. Epik, hümanist bir yapıt, üst düzey bir anlatım. ‘İnce Memed’i de operaya yansıtmak isterdim. Ancak çok güç bir iş o, Homeros’un İlyada’sını çevirmek kadar zor” demiş.

Yaratıcı kadro

La Scala’nın 2000 yılında repertuvarına aldığı “Teneke”nin orkestra şefliğini New York’ta “Ernani”, Firenze’de “Sevil Berberi” gibi eserlerde görev alan Roberto Abbado üstlenmiş. 80 yaşının üzerindeki Ermanno Olmi’nin yönettiği eserin dekor ve kostümü, gene 80’li yaşlarını sürdüren Arnaldo Pomodoro’ya ait. Yapıt, solistlerin dışında geniş bir koro ve elektronik enstrümanların da yer aldığı büyük orkestra tarafından icra edilmiş.

Dramatik gerilim çizgisi

PEN Türkiye Merkezi Kadın Yazarlar Komitesi: "Türkiye’deki bütün vatandaşlar eşit ve özgür bir yaşam sürmeyi hak eder"

Etiketler:

Türkiye’deki bütün vatandaşlar eşit ve özgür bir yaşam sürmeyi hak eder. Toplumsal yaşamı düzenleyen temel metin olan anayasanın bu prensipler temelinde şekillenmesi özgür ve eşit yaşam hakkının olmazsa olmaz koşuludur. Bizler PEN Türkiye Merkezi, Kadın Yazarlar Komitesi olarak Türkiye'nin 1985 yılında onaylamış olduğu Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ndeki kadın- erkek eşitliğini hayata geçirmeye yönelik "geçici özel önlemler" in yasalarımızda yer almasının şart olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda kamuoyunu aydınlatan Anayasa Kadın Platformunu içtenlikle destekliyoruz.

PEN Türkiye Merkezi Kadın Yazarlar Komitesi

Değerli Şair Üyemiz Hüseyin Alemdar Atilla İlhan Ödülünü Aldı

Etiketler:

Değerli üyemiz, şair Hüseyin Alemdar'ı aldığı bu önemli ödül için kutluyor, sevgilerimizi gönderiyoruz.

Pen Türkiye Merkezi

Dicle’nin Sesinin Hatıra Defteri

Etiketler:

“hasret olmadan hayat olmaz”

İnsan teki eli kalem tutmayıncaya kadar, yazmanın ne denli zor iş olduğunun ayrımına varamıyor. Hele hele okumaya mecali de niyeti de pek olmayan bizim gibi toplumlarda, okumadan, fikir sahibi olmadan hemen her konuda her bir şeyi bildiğini zanneden bir dolu aklıevvel çevrenizi sarar ve mektup dahi yazma becerisi olmayanlar olur olmaz durumlarda eleştirmen kesilirse, varın yazmanın nasıl da belalı bir iş olduğunu artık siz düşünün.

Yazmaya niyet etmeden evvel de yazmanın zor mesele olduğunu bilirdim de! Zorluğunu, az sayıda olan ve yazma serüveninin hangi süreçlerden geçtiğini paylaşanların, yazdıklarını okuduktan sonra, daha net kavrayabildim.

Mehmed Uzun bunlardan bana en yakın olanı diyebilirim. Mehmed Uzun’un yazarken ne kadar hassas bir araştırmacı kimliğe büründüğünü biliyordum. Romanlarını, denemelerini yazmaya başlamadan önce mekân ve kaynak çalışması konusundaki hassaslığı Diclenin Sesinin kısmi mekansal yol arkadaşlığından dolayı bildiklerimdi.

Ama bütün bu araştırma serüvenine bir de romanın hatıra defterinin yazılması ve paylaşılması da eklenince doğrusu şaşkınlığımla birlikte heyecanım da bir kat daha arttı. Ve kendime sormaya başladım. Acaba bütün roman yazarları böyle mi yapar? Durup dinlenmeden o ülke senin bu ülke benim, acaba falanca kütüphane ya da sahafta romanıma malzeme olacak kitapları bulma umudum var mı? Sonra insanın kendine, dostlarına, arkadaşlarına ve ailesine de ait olan gündelik hayatlarından bir çırpıda sıyrılmaya karar verip yazma fikrine ve eylemine kilitlenmesi nasıl bir duygudur acaba!

Ferhat Tunç’a Uluslararası Destek

4 Ekim 2007 günü "bölücülük propagandası yapmak" iddiasıyla İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargı önüne çıkacak olan sanatçı Ferhat Tunç'un duruşmasına, Avrupa'dan bir heyetin de dayanışma amacıyla katılacağı öğrenildi. Heyette Avrupa Parlamentosu üyelerinden Jens Peter Bonde ve Niels Hausgarrd'ın yanı sıra, Freemuse Genel Direktörü Ole Raitov ile Danimarka'nın ünlü sanatçılarından Poul Henrik Jensen de yer alıyor. Bu arada, AP üyesi Jens Peter Bonde'nin, DJBFA tarafından kendisine verilen bir ödülü, duruşma günü Ferhat Tunç'a vereceği kaydedildi. Duruşmaya ayrıca DTP milletvekilleri Akın Birdal ile Şerafettin Halis'in de katılacağı öğrenildi.

Geçtiğimiz yıl Alanya'da katıldığı bir konserde, "ölen asker ve gerillalar için yüreğim yanıyor" dediği için "bölücü örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla yargılanan sanatçı Ferhat Tunç, yaptığı açıklamada; "Türkiye'nin Kürt sorunu başta olmak üzere hiçbir sorununa duyarsız kalmamı kimse benden beklemesin. Konuşmalarıma, verdiğim mesajlara peş peşe davalar açılsa da, ben barışı, demokrasiyi, halklarımızın, insanlarımızın kardeşliğini savunmaya devam edeceğim. Yaşanan çatışmalarda hayatlarını kaybeden gençlerimizin ailelerinin acılarına, hiçbir ayrım gözetmeden üzüleceğim ve yüreğim yanacak. Bunun için tehditler aldım, herhalde almaya da devam edeceğim. Hrant Dink'in faşist çetelerin hedefi haline gelmesi de, unutmayalım ki, 301 davaları nedeniyle olmuştu. Hakkımda davalar açıldı, açılmaya da devam edecek gibi görünüyor. Ama şunu bir kez daha açık ve net bir dille ifade etmek isterim ki, ben yaşadığımız sorunlara karşı asla duyarsız kalmayacağım ve şarkılarımı, yazılarımı, sözümü söylemekten korkmayacağım" demişti.

Aralarında DTP, EMEP ve ÖDP İstanbul örgütleri ile İHD, Yüzleşme Derneği ve çok sayıda sivil toplum örgütünün bulunduğu birçok kurum ve kuruluş da, yayınladıkları ortak açıklamada; "İsmail Türüt gibi "sanatçı" kisvesi altında ırkçılık, milliyetçi bağnazlık yapanlar için aynı yargı organlarının aynı hızla harekete geçmeyişini" manidar bulduklarını belirtmişlerdi. Açıklamada "Türkiye'nin artık bu utanç davalarından kurtulması gerekmektedir" görüşüne yer verilerek, kamuoyuna dayanışma çağrısı yapılmıştı.

Türkiye Yazarlar Sendikası'nın Genel Kurulu Sonuçlandı

Etiketler:

TYS OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL SONUÇ BİLDİRGESİ

Dünyayı hele bir barış olsun da gör” Melih Cevdet Anday

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Olağanüstü Genel Kurulu, 29-30 Eylül 2007 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir.

Ülkemiz ve dünyamız acımasız toplumsal, siyasal sorunların giderek yoğunlaştığı bir dönemden geçerken, aşağıdaki konuları gündeme getirmemiz zorunluluk olmuştur.

Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde ve sonrasında yaratılan gerginlik ve anayasa taslağı tartışmaları ekseninde gösterilen laik-antilaik ayrışması, ülkemizin temel sorunlarından biridir. TYS bu konuda, toplumu aydınlatıcı çalışmalar yapmayı ve bu çalışmaları toplumuna iletmeyi bir yükümlülük saymaktadır.

Yazına, bilime, sanata ve basın özgürlüğüne yönelik saldırılar karşısında sendikamızın daha etkin tavırlar sergilemesi bir gerekliliktir.

TYS, coğrafyamızda süren savaşlardan ötürü, insanımızın güvenlik duygusunun sarsıldığının farkındadır; bu nedenle barış kültürünün gelişmesi ve yerleşmesi için yoğun çaba gösterecektir.

Dünya sorunlarını yazınsal birikimleriyle vicdani bir sorumluluğa dönüştürebilen yazarların örgütlülük bilinci, 12 Eylül’den sonra bir aşınma yaşamıştır. Sendikamız, bu aşınmayı gidermeye yönelik çalışmalar yaparken, bu duyarlığın ve sorumluluğun bilincinde olan yeni yazarlarla güçlenecektir.

Bilimin küresel ısınma olarak nitelendirdiği; sömürü düzeninin azgınlaşması yüzünden dünyamızın yaşanamaz bir gezegen olmaya doğru hızla yol aldığı sürece karşı durmak, öncelikle yazarların görevidir.TYS bu konuda daha etkin çalışmalar yürütecektir.

Türkiye Yazarlar Sendikası, bu sorumlulukla; her türlü tutuculuğa, gericiliğe karşı bilinçli savaşımıyla yoluna devam edecektir.

Turkish Book Review’un İlk Sayısı Çıktı

“Türk Edebiyatı’nı dünyaya tanıtmayı amaçlayan, plan b Yayınları’nın hazırladığı İngilizce kitap tanıtım dergisi Turkish Book Review’un ilk sayısı (Temmuz-Aralık) çıktı.

Yabancı kitapların ülkemizdeki yoğun çeviri çalışmalarında yer alması gibi, yurtdışında da aynı çalışmaların Türk Edebiyatı için gerçekleşmesine katkıda bulunmak adına hazırlanan dergide, Ersan Üldes, Altay Öktem, Deniz Durukan, Necdet Neydim, Yusuf Eradam, Murat Akser gibi kalemler yer alıyor.

Türkiye’nin İngilizce yayımlanan ilk kitap dergisi olan Turkish Book Review, edebiyat dünyamızdan birçok türe ait kitapların tanıtıldığı, roman, şiir, öykü, genç yazarlar; çocuk, müzik, sanat, tiyatro, dil, araştırma, İstanbul kitapları gibi bölümlerden oluşuyor. Edebiyatın Ustaları bölümüyle Türk Edebiyatı’nın öncülerine ve yeni çıkan kitaplarla günümüz edebiyatının tanıtımlarına yer veren Turkish Book Review, özgün tasarımı ve tanıtımı yapılan kitapların farklı mekanlarda gerçekleştirilen fotoğraf çekimleriyle, koleksiyonerlerin takip edeceği bir dergi niteliği taşıyor. Turkish Book Review, Amerika, Uzakdoğu, İngiltere ve pek çok Avrupa ülkesi dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki yayınevlerine, telif ajanslarına ve editörlere gönderiliyor.

İçeriği paylaş