PEN Türkiye Merkezi Kadın Yazarlar Komitesi (WWC) 15 Eylül 2007 Toplandı

Etiketler:

Komitede alınan kararlar şöyledir:

1-2008 Ocak ayından itibaren her üç ayda bir, edebiyatta kadının yeriyle ilgili kavramsal ve tematik yaklaşımlar başlığı altında halka açık seminer-toplantılar yapılmasına karar verildi. Bu işin organizasyonunu Nalan Barbarosoğlu üstlendi.

2-Paris Doğu Dilleri Enstitüsü öğretim üyesi, dilbilimci, çevirmen, denemeci ve yazar Güzin Dino üzerine Aralık ayının başlarında gerçekleşecek bir etkinliğin hazırlıklarına başlama kararı alındı.

3-Judith Buckrich’in PEN Türkiye onur üyesi olması bütün komite üyelerini mutlu etti. Uluslararası IPWWC’nin Newsletter’ında düzenli olarak komitemizden haberlerin yer almasına karar verildi.

4-İngilizce editoryal ekibi Karin Karakaşlı ve Nazan Haydari arkadaşlarımız oluşturdu.

5-Portekiz WWC’nin internet ortamında gelenekselleştirdiği ve bu seneki temasını “Kadın ve Savaş” olarak belirlediği duyuruya ayrı ayrı yazılmış yazılarla komite olarak yanıt verme kararı alındı. Zaten bu doğrudan kadın komitesine yapılmış bir duyuruydu. Son başvuru tarihi 15 Ekim. İki sayfayı geçmeyecek İngilizce metinlerin bu tarihe kadar Müge İplikçi’ye iletilmesine karar verildi. 1 Kasım tarihi ise metinlerin İngilizce editoryal ekibin (Karin Karakaşlı ve Nazan Haydari) elinden geçtikten sonra Portekiz WWC’ne gönderilme tarihi olarak belirlendi. Benzeri bir oluşum (internet ortamında belli bir temanın ışığı altında yurtdışındaki kadın yazarların yapıtlarının yayımlanması) PEN Türkiye Kadın Yazarlar Komitesi için ileriki günlerde düşünülecek projeler arasına alındı.

Tunceli'nin Ormanları Cayır Cayır Yanıyor

İlimiz Tunceli'nin Ovacık, Hozat ve kırsalında son dönemde yaşanan çatışmalı ortam bahane edilerek yapılan askeri operasyonlar sonucunda orman yangınları çıkartılmış ve hala belli bölgelerde devam etmektedir. Hozat İlçesi'ne bağlı Kozluca Köyü''ne bağlı Anuklu Mezrası Kuzudere mevkii, Kozluca Köyü Kömler Mezrası Uzunmeşe bölgesi, Ormanyolu (Taxar) Köyü Kırmızıköm, Ormanyolu Kurudere Mezrası, Yenibaş Köyü Turşu Mezrası Yenibaş (Amutka) Köyü Uzuntarla Mezrası kırsalı askeri helikopterler tarafından ateşe verildi. Dört günden beridir başlayan yangına şu ana kadar herhangi bir müdahalede bulunulmadığı için binlerce hektarlık alan kül oldu.

Ormanların üç helikopter tarafından ateşe verilmesi ise saniye saniye görüntülendi. Aynı bölge yaklaşık 20 gün önce de ateşe verilmiş fakat, yangın büyümeden Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerince söndürülmüştü. Yangının çıktığı bölge nisan ayında tırtıl istilasına uğramış ve binlerce hektarlık ormanlık alanda ciddi zararlar oluşmuştu.

Orman yangınları yeni değil

İlimizde orman yangınları ilk değildir geçmişten günümüze kadar her çatışmanın yada operasyonun ardından sürekli orman yangınları çıkarılarak sözde ''terörle mücadele'' ettiklerini belirten yetkililer, Anadolu'nun bu önemli orman kaynağının tükenmesine yol açacak her türlü davranışta bulunmaktadırlar. Hazırlanan baraj projeleri, madencilik faaliyetlerinin dışında sürekli yakılan ormanlarda bölgemizde ekolojik felaketlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Bizler yüz yıllardan beri doğaya egemen olmadan günümüze kadar onunla barış içinde yaşayan Tunceliler olarak orman yakmakla hiçbir sorunun çözülmeyeceğini bilmekteyiz. Sorunların çözülmesi isteniyorsa çatışmalı ortamın kalkması ve demokratikleşme adımlarının atılması gerekmektedir. Barış ve huzur ortamının sağlanmasına katkı sunulması gerekmektedir. Ülkemizde orman yangınlarının ve kayıpların 2007 senesi itibariyle görülmedik boyutlara ulaştığını üzülerek izliyoruz. Orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesine yönelik çalışma programından yoksun ülkemizde, önümüzdeki senelerde de yaşanacağı açık olan bu kayıplar, ne yazık ki kolaylıkla onarılamayacak doğal, ekonomik ve toplumsal yıkımlara yol açacaktır. Anayasanın 169. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu ve 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'a göre ormanların korunması ve bu kapsamda da orman yangınların önlenmesi ve olabildiğince az zararla söndürülmesi, öncelikle Çevre ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü'nün temel görevleri arasındadır. Ancak Çevre ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü, daha önceki senelerde de olduğu gibi 2007 senesinde de orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesine yönelik eylem programları hazırlamak, acil ve ciddi tedbirler almaktan uzak bir yaklaşım içerisinde yaşanan trajedinin seyircisi olmakla yetiniyor '

Kemal Özer'den Yangın Şiirleri

Etiketler:

ASAF KOÇAK’I YAŞAMAK

Akıl erdiremiyor dostları onun yokluğuna

    biraz da bu kararsızlıktan olmalı

Onu görüyorlar hâlâ birine baktıklarında

    biraz da bu şaşırmışlıktan olmalı

Adını sesleniyorlar birini benzetirlerse ona

    biraz da bu yalnızlıktan olmalı

Asaf'ı sarmak için dostlukla

    her mızıka çalışında duydukları fırtına..

 

Mızıkadan göğe ağan sesi

    niye bu denli candan konuşur

    niye ömrü kısa kelebeklerle?

Mızıkada dile gelen bakışı

    niye bu denli boyun eğmiş

    niye yoluna bir hüzün çıkınca?

Mızıkayla yankılanan yüzü

    niye sevgiye çağırırken gülümser

    niye daha güzelleşir küstüğü zaman?

Asaf'ı yaşamak olmalı biraz da

    yeni bir yanıt aramak bu sorulara.. 

 

Bulgaristan PEN Merkezi'nin Yeni Bülteni...

Etiketler:

Bulgaristan Pen Merkezi'nin yeni yayımladığı bülten elimize ulaştı. Dakar'da yapılan toplantıda Balkan Pen merkezleri ile ilgili yaptığımız anlaşmaya da değinilen bültende çağdaş Bulgar edebiyatının örneklerini de okumamız mümkün. Bulgaristan Pen Merkezi'ne teşekkürlerimizi ve selamlarımızı gönderiyoruz... Bültene ekte ulaşabilirsiniz.

Saygılarımızla

Pen Türkiye Merkezi

Diyarbakır Cezaevi

Etiketler:

kim duyar çığlığını

     kendin bile duymuyorken

                                        artık

kim bilmek ister

    tanrı bilmezden gelirken

12 Eylül Terörü Hakkında Kamuoyuna Duyuru

Etiketler:

Yurttaşlar

12 Eylül 1980 darbesi bir terör eylemiydi.

Üzerinden 27 yıl geçmiştir ama her alanda açtığı yaralar kanamaktadır. Haddini bilmeyen cunta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kapatmaya cür’et etmiştir. Siyasi partilerin ve başta sendikalar olmak üzere pek çok sivil toplum kuruluşunun kapısına kilit vurmuştur, mallarını gasp etmiştir. Dikta döneminde 650,000 kişi gözaltına alınmış, 1,683,000 kişi fişlenmiş, açılan 210,000 davada 230,000 kişi yargılanmış, 7,000 kişi için idam cezası istenmiş, 517 kişiye idam cezası verilmiş, 50 kişi asılmıştır.

1950'de kurulan ve Türkiye’nin dünyada önemli bir saygınlık kaynağı olan PEN Yazarlar Derneği de 12 Eylül terörü yüzünden kapanmıştır. On yıllık karanlık bir dönemden sonra Yaşar Kemal’in öncülüğünde tekrar kurulmuştur. Cunta işkencelerden, idamlardan ve yargısız infazlardan sorumludur. İnsan haklarını hiçe saymıştır. Yurttaş hakları daha da kısıtlanan ve demokratik alan bulamayan pek çok kişinin şiddete yönelmesine yol açmıştır. Cunta Türk-Kürt ayırımcılığını körüklemiş, bölücülük yapmıştır. Ayrıca, darbeciler eleştirel ve bilimsel düşünüşü baskı altına alarak şeriatçılığın gelişmesinde rol oynamıştır. Terör kim ne gerekçeyle yaparsa yapsın terördür. ABD’nin onayı ile yapılan 12 Eylül darbesi Türkiye’ye büyük zararlar veren bir terör eylemidir. Ve Diyarbakır Cezaevi devlet terörünün en ağır yaşandığı yer olmuştur.

Yurttaşlar, bütün bunların hesabı sorulmayacak mıdır?

12 Eylül teröründen sorumlu cunta üyeleri yargı önünde hesap vermiş değildir. Onlar yargılanmadan Türkiye’de adaletten söz edilemez. Yazarlar cuntacıların yargılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurma girişimini haklı bulmakta, desteklemektedir. PEN Türkiye Merkezi bu davada elbette müdahil olacaktır.

Benzer devlet terörünün tekrar yaşanmaması yolunda önemli bir adım olarak, dikta anayasası çağdaş yurttaşlık ve hukuk bilinci ile aşılmalı, laiklik ve demokrasinin gelişmesi yönünde yeni bir anayasa yapılmalıdır.

PEN üyeleri gerek cuntanın yargılanması gerekse laik ve demokratik bir anayasa hazırlanması konularında kendi görevinin bilincinde ve eylemindedir.

Tarık Günersel

Başkan

PEN Türkiye Merkezi

12 Eylül 1980; Davutpaşa Sıkıyönetim Cezaevi…

Etiketler:

O gün akşama doğru, bir süredir mide kanaması geçirdiği için hastanede olan Barbaros hastaneden taburcu edilip koğuşa, aramıza dönmüştü. Ne de olsa “dışarıdan” geliyordu. Hemen çevresine toplaşmış, “dışarıda ne var ne yok” üzerine koyu bir sohbete koyulmuştuk. Barbaros’un anlattığı yeni bir şey yoktu aslında; ama yine de, bir parça da olsa “dışarı”ya yaklaşmış birinin gözlemlerinden dinlemek, daha heyecanlıydı.

Bombalı pankartlar asılmış her yana; cezaevi arabasıyla, Haydarpaşa’dan gelirken birçok yerde kendisi de görmüş. Bir de her tarafta askeri birliklerin hareketi dikkatini çekmiş. Sıkıyönetim vardı. Doğaldı. Ama Behçet adında bir arkadaşımız vardı ve sonradan “ne şom ağızlıymışsın” diye çok takıldık ona. “Yahu” dedi, sohbetin bir yerinde, “valla darbe olacak, cunta gelecek”. Gülüştük. “Ne o? Çok korktun herhalde, her taraf asker kaynıyor filan duyunca?” diye takıldık.

Sonra uyuduk… Açlık grevinden yeni çıkmıştık. 20-21 Ağustos 1980 günleri boyunca devam eden “operasyon”la, 60 kişi olarak, o zamanki Davutpaşa Askeri Cezaevi’nde bulunan asıl kitleden ayrı, beş adet yan yana bulunan koğuşlara atılmıştık. Bir tür tecritti bu. Zira neye göre tespit ettiler bilinmez, bu 60 kişinin, geride kalan 200’den fazla tutuklunun “sorumluları, önde gelenleri” olduğuna hükmetmişti cezaevi idaresi. Bu tecrit durumunun ortadan kaldırılması istemiyle açlık grevine başlamıştık biz de. O zaman, açlık direnişlerinde insanın dayanma süresinin ne kadar olduğuna dair, kimsenin herhangi bir fikri yoktu. Mayıs ayı içerisinde de bir açlık grevi yapmıştık ve 6 gün sürmüştü. Bu direnişimiz ise, dokuz gün sürdü. Dokuzuncu gün cezaevine gelen adli müşavir, bütün taleplerimizi kabul etmişti. Cezaevi müdürü Binbaşı Adnan Özbey de, sessizce başını sallamakla yetinmişti. Sonraki günlerde, yan yana konulduğumuz 5 küçük koğuştan, arkadaşlarımızın bulunduğu bölüme geçmeyi bekliyorduk her an. “Bugün, yarın” diye oyalıyorlardı bizi. Keyfimiz, moralimiz çok yüksekti yine de. Direnmiş ve kazanmıştık ne de olsa…

Sabaha karşı, saat dört beş sıraları, Behçet, sertçe dürterek uyandırdı bizi. Koğuşta, 12-13 kişiydik. “Kalkın kalkın! Cunta geldi!” diyordu. Akşamki sohbet esnasında “bu gidişle cunta gelecek” diyen arkadaştı. Tersledik onu; “ne diyorsun sen ya?”, “Behçet deli misin sen, bu saatte!”, “Ya seninki de eşek şakası ha!” Fakat Behçet, ısrarla “ya kalkın cunta geldi diyorum size” diyordu. Uyku mahmurluğunu biraz üstümüzden atınca fark ettik; hoparlörden anons yapılıyordu. Cezaevi müdürü Binbaşı Adnan’ın sesiydi, sabahın o ilk saatlerinde kulaklarımıza dolan. “Vatan hainleri! Komünistler!” diye sesleniyordu bize, “Kalkın! Uyanın! Ordu yönetime el koydu! Bundan sonra anayasa da babayasa da biziz. Hepinizden hesap soracağız…” Adam önceden biliyor olmalıydı, 12 Eylül günü darbe olacağını. Demek gözüne uyku girmemiş, zaten cezaevinde yatıp kalkıyordu, o lanet saati beklemiş ve aldığı haberin “mutluluğunu” bizimle de paylaşmak istemişti…

Cunta gelmişti…

Değerli Üyemiz Yusuf Ziya Bahadınlı 80. Yaşında

Etiketler:

 

 

 

 

 

9 Eylül 1927'de doğdu değerli üyemiz Yusuf Ziya Bahadınlı. Doğumgününü bütün üyeler adına kutladık.

Bahadınlı memnun oldu, onun yaşına gelince onun kadar zinde olmamızı diledi. Bütün üyelere sevgi ve selamlarını iletiyor. Öyle Bir Aşk adlı anı eseri İmge yayınevi tarafından bu yakınlarda basılıyor. 4. Baskı -ve daha genisletilmiş olarak. Kitap çıkınca bir adet alıp ofise gelmek istedigini belirtti, bizi sevindirdi.

Bahadınlı 1965-69 döneminde TİP Yozgat Milletvekili idi. Sonra 12 yıl Almanya'da sürgün kaldı. Hayat ile edebiyatın içiçeliğini doyasıya yaşayan ve pek çok kişiye örnek olan ustamıza derin saygımızı ve hayranlığımızı sunuyoruz. Bu coşkuyla daha nice yıllara, nice eserlere!

PEN Türkiye Merkezi

Peri Yayınları Sahibi Ahmet Önel 19 Eylül'de Yine Mahkeme Karşısında...

Etiketler:

Değerli yayıncımız Ahmet Önel'i mahkemede yalnız bırakmayalım diyoruz; sayın Önel'in kamuoyuna yaptığı çağrıyı ve savunmayı yayımlıyoruz.

PEN Türkiye Merkezi

İçeriği paylaş