Haberler

Yaşar Kemal Ustamız TENEKE ile La Scala'da

Etiketler:

İnsanlık Yaşar Kemal ile gurur duyuyor. PEN üyeleri olarak, Yaşar Kemal ustamıza sonsuz teşekkürlerimiz ile saygılarımızı sunuyoruz.

PEN Türkiye Merkezi

Önümüzdeki Haftanın İfade Özgürlüğü Davaları

Sanıklar : Hilmi Aydoğdu

Mahkeme ve duruşma tarihi : Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi, 2 Ekim 2007 Saat 09:30

Suç : ´´Kerkük´e yapılan saldırıyı Diyarbakır´a yapılmış sayarız´´ sözleri nedeniyle tutuklanan DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu hakkında, ´halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek´ suçundan üç yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Sanıklar : Ferhat Tunç, Mehmet Çolak

Mahkeme ve duruşma tarihi : Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 3 Ekim 2007 Saat 10:00

Suç : Ferhat Tunç´un Özgür Gündem gazetesinde yazmış olduğu ¨BİR DEVRİMCİ LEYLA VE BİR ŞARKI¨ isimli yazısı nedeniyle bu dava açıldı.

Sanıklar : Mehmet Şevket Eygi, Selami Çalışkan

Mahkeme ve duruşma tarihi : İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi, 3 Ekim 2007 Saat 10:00

Suç : Mehmet Şevket Eygi´nin ilgili tarihte Milli Gazete´de yayınlanan ¨Din Düşmanlığı Terörü¨ başlıklı yazısı nedeniyle bu dava açıldı. Yazar Eygi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Selami Çalışkan 1 yıl 8 ay hapis cezasını çarptırıldı. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozmuştu. Ancak Yargıtay Başsavcılığı, sanıklara beraat istenen bozma kararına itiraz etti.

Sanıklar : Ragıp Zarakolu

Mahkeme ve duruşma tarihi : İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 3 Ekim 2007 Saat 10:30

Suç : Belge Yayıncılık tarafından yayınlanan George Jerjian´in GERÇEK BİZİ ÖZGÜR KILACAK isimli kitabının yayınlanması üzerine bu dava açıldı.

Sanıklar : Sırrı Öztürk, Osman Tiftikci

Mahkeme ve duruşma tarihi : İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 3 Ekim 2007 Saat 11:00

Suç : ¨Osmanlı´dan Günümüze Ordunun Evrimi¨ adlı kitap nedeniyle, kitabın yazarı Osman Tiftikci ve yayıncısı Sorun Yayınları sahibi ve yetkilisi Sırrı Öztürk hakkında bu dava açıldı.

Yazar Umur Hozatlı 301'den Cezalandırıldı

BASINA VE KAMUOYUNA

Gazeteci, yazar Umur Hozatlı, Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan “Gıcık Adamlar!” ve “İyi Baba İş Başı Yaptı!” başlıklı iki yazısı nedeniyle TCK'nin 301. maddesi gereğince iki dava açılmıştı. Umur Hozatlı 301’in 2 ve 3. bendlerine göre 6 ay ceza almış bulunmaktadır.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak “düşünce ve ifade özgürlüğü”nü savunan Umur Hozatlı’nın cezalandırılmasını protesto ediyoruz.

Eylül 2006’da başta Atılım gazetesi ve Özgür Radyo olmak üzere çok sayıda yasal kuruma yapılan TMY saldırısında tutuklanan gazeteci ve yazarları konu alan, 11 Kasım 2006’da Özgür Gündem’de yayımlanan "Gıcık Adamlar!" başlıklı davalık yazıyı bilginize sunuyoruz.

Tutuklu Gazetecilere Özgürlük!

"Devlet" İçin Değil, "Yurttaş" İçin Anayasa!

İktidar partisi AKP tarafından "belli" akademisyenlere hazırlatılan yeni anayasa taslağının, 12 Eylül cuntasının, temel hak ve özgürlüklerle ilgili alanda koyduğu bütün sınırlamaları aynen koruduğu anlaşılıyor. Tek ayrıcalık, din ve vicdan özgürlüğünde!

Ülkemizde, AB'ye uyum sürecinde, 2001 yılından bu yana, birtakım anayasa değişiklikleri yapıldı. Ancak, nedense, bu değişiklikler, Anayasa'daki "bazı" maddelerle sınırlı tutuldu, tümünde varolan antidemokratik anlayış, olduğu gibi korundu.

Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın ve yayın özgürlüğü gibi temel özgürlük alanlarında çıkarılan ya da çıkartılacak "düzenlemeler", yani bu özgürlüklerin nasıl kullanılacağına ilişkin "düzenlemeler", siyasal iktidarın çıkardığı ya da çıkartacağı yasalara bırakılıyor. Amaç, yurttaşa adeta kaşıkla verilen özgürlüklere şöyle ya da böyle (milli güvenlik, kamu düzeni, genel ahlak gerekçe gösterilerek) sınırlama getirmek...

T. C. devletinin bütün Anayasalarında, özgürlükler tek tek tanımlanıyor, fakat bu özgürlüklerin kullanımı, yasalarla düzenleniyor. Siyasal iktidar için "yasa"nın anlamı, en temel özgürlüklerin kullanımına sürekli yeni sınırlamalar, yeni kısıtlamalar, yeni yasaklar getirmekten ibaret...

Ne yazık ki, 2007 Türkiye'sinde, "düşünceye suç" sürüyor! Düşünce ve ifade özgürlüğü, köklü bir biçimde Anayasal güvenceye bağlanmak yerine, en fazla yasalarla "öteleniyor". Türk Ceza Yasası, Sıkıyönetim Yasası, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş Yasası, Terörle Mücadele Yasası, Siyasi Partiler Yasası, Basın Yasası, Dernekler Yasası, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, YÖK Yasası, ve benzeri pek çok yasada (bir kısmı dönemsel olarak yürürlükten kaldırılmış olsa da, yeniden kolayca yürürlüğe sokulabiliyor) düşünceyi ve ifadeyi açıklama özgürlüğünü türlü gerekçelerle kısıtlayan ya da yasaklayan yüzlerce madde bulunuyor.

Munzur Aydın ve Sanatçılar Platformu: "Barış İstemini Cezalandırmak Ayıptır! Ferhat Tunç'la Beraberiz..."

Sanatçı, yazar ve MASAP koordinasyonunda yer alan arkadaşımız Ferhat Tunç, bir kez daha ağır ceza istemiyle yargı önünde. Ferhat Tunç'un 15 yıla kadar varan ağır ceza istemiyle yargılanmasına neden gösterilen şey ise, geçtiğimiz yıl Alanya'da gerçekleştirilen bir konserde Kürt sorununun barışçıl çözümünü istemesi ve ölümlerden, akan kandan dolayı yaşanan acıları dile getirmesi.

Ferhat Tunç'un düşüncelerini dile getirmesi, en azından, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında görülmesi gereken bir durum olduğu halde ve ifade edilen düşüncelerde şiddet ve ölümlere karşı barış istemi dile getirildiği halde, bu durumun "ceza" tehdidi ile karşılanması, hiçbir şekilde demokrasiyle bağdaşmayan anti-demokratik bir tutumdur.

İsmail Türüt gibi taşıdıkları "sanatçı" kisvesi altında ırkçılık, bölücülük yapanlar, insanlarımızı birbirine karşı düşmanlaştırmaya çalışanlar için yargının aynı hız ve duyarlılıkla harekete geçmeyişini ise, son derece manidar bulduğumuzu vurgulamak istiyoruz.

Ferhat Tunç, soruşturma safhasında savcılık tarafından alınan ifadesinde, "konserdeki konuşmalarımı tam olarak hatırlayamamakla birlikte, bu ülkede yaşanan çatışma ortamı nedeniyle gençlerimizin, çocuklarımızın ölmesini istemediğimi belirttim. Doğrudur; askerler de, dağdaki gerillalar da bu ülkenin evladıdır. Kürt sorunu barışçıl bir çözüme kavuşturulduğu taktirde, bu ölümlerin önüne geçebileceğimize inanıyorum" demişti. Ancak acıdır ki bu sözler savcıları tatmin etmedi ve Tunç hakkında, "bölücülük propagandası" yapmaktan dava açıldı ve ağır ceza talep edildi..

TYS’den Dil Bayramı Açıklaması

Etiketler:

Biz yazarlar biliyoruz ki bir ulusun dili, o ulusun toprağıdır. Dili baskılanan, sömürgeleştirilen ulusların toprakları da düşünceleri de tutsaktır. Ülkemiz de yıllardır bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Bu ülkenin en önemli yenileşme eylemlerinden biri olan Dil Devrimi’nin kazanımları, gerici-yeni liberal iktidarların elleriyle silinmeye çalışılmaktadır.

Bir yandan üniversitelerde, özellikle de edebiyat fakültelerindeki gerici kadrolaşma, öte yandan da Amerikan kültürünün yayılmacılığı, ulusal kültürümüzü zedelemektedir. Bu bozulmanın dilimize yansıması ise biz yazarları kaygılandırmaktadır.

Bu kuşatmaya karşı, ülkemizdeki yazar örgütlerine ve dil kurumlarına önemli görevler düşmektedir.

Sendikamız, bu birliktelikte üzerine düşen görevi üstlenmekten kaçınmayacaktır. Belki de çağdaş bir dil bilincinin yaratılabilmesi için “Dil Bayramımız” bir başlangıç olacaktır.

74üncü Uluslararası PEN Kongresi Kolombiya’nın Başkenti Bogota’da Yapılacak

Etiketler:

Bugün Uluslararası PEN’den gelen mektuba göre, 74üncü Uluslararası PEN Kongresi -Senegal’de kararlaştırıldığı üzere- Kolombiya’nın başkenti Bogota’da yapılacak. 15-22 Eylül 2008 günlerinde yapılacak olan kongre ile ilgili başvuru bilgisi bir süre sonra bildirilecek.

Kongrede delege veya katılımcı olarak yer almak mümkün.

Bir merkezden en çok iki delege katılabilir. Başkan ile Yönetim Kurulu’nun seçeceği bir üye resmî delege olabilir. Kongredeki oylama durumlarında her merkezin bir oy hakkı vardır.

Bir merkezden katılımcı (participant) olarak yer alma konusunda sayı sınırı yok. (Senegal’de Güney Kore PEN üyeleri ile Japonya PEN üyeleri on kişilik gruplar halinde katıldı.)

Temsilciler Meclisi (Assembly of Delegates) genellikle yedi günün son üç gününde toplanır. Mecliste sadece resmî delegeler/temsilciler söz alabilir, oy kullanabilir. Katılımcılar ile konuklar arka bölümde oturup dinleyebilir ama söz alamaz.

Halil İbrahim Özcan: İktidar İlişkisinde Aşk Yok Sayılıyor

"Fikriye" adlı son kitabını 'sırlarında bırakılmış bütün kadınlara' adamış ve bu kitabı Tarlabaşı'nda, kentsel dönüşüm (rantsal dönüşüm) kapsamına alınan, terk edeceği evinde yazmış. Paper-moon'a hiç gitmediği halde, kitabı en çok satanlar arasında Halil İbrahim Özcan'ın. Bazıları vardır ki fırtınayı, rüzgârı başında ya da sırtında taşır daima. İşte, Halil İbo da onlardan biri. Heyecanlı, yoğun bir hayat belki, ama Samsa eğer bunun kelime olarak karşılığı, O'nun hayatı şanssızlıklarla dolu. Halil İbo, hayatın kaybedenler tarafında olmuş hep. Ama yine de her şeye rağmen, insan yaşamayı bu kadar mı benimser ve keyifli hak getirir demeden de edemiyorsunuz...

Şair-hikayeci olarak biliniyorken, bu kitap nereden çıktı? Nereden aklına geldi böyle bir kitap yazmak?

Haklısın. Yazarların masaları boş olmaz hiçbir zaman. Yıllardır çalıştığım dosyalar vardı. Bu dosyalardan biri de beni yıllardır peşinden sürükleyen Fikriye Hanım'ın trafik sonuydu. Resmi tarihler dilsizdirler. Dilleri ancak kendilerini dillendirir. Ve o da hiçbir zaman tarihsel gerçekliklerin dili olmaz bu yüzden. Özgürlük alanlarının kırıldığı nokta dilde başlar bence. Fikriye Hanım'ın dosyasının öne geçme nedenlerinden ilki ve bence en önemlisi onu ezgin bir gül olarak görmemdi. İktidar ilişkileri içindeki kadının kıstırılmışlığı, aşkların doyasıya yaşayamaması ve sırlarıyla toprak altında kalışıydı. Oysa gök kubbe altında hiçbir sır sonsuza kadar kalamazdı.

Hazırlık aşaması nasıl oldu? Biraz bahseder misin?

Kitabı hazırlarken Fikriye Hanım'la birlikte sonsuz acılar çektim ve Mustafa Kemal'in yalnızlığına bin kez katıldım. Fikriye Hanım daha önce de yazılmıştı ama ben başka bir cümlenin peşindeydim. O yüzdendir ki, ezgin bir gül olan Fikriye Hanım, vefa duygusunu bende yeniden çağrıştırarak yeniden yazmaya başlamamın sebebi oldu. Aslında, baştan sona beni içine çeken bir merakın peşinden gittim. Aşkın iktidar ilişkileri içinde -yaşanılan kim olursa olsun- kirletilebileceğini gördüm ve yok sayıldığını, itildiğini... Bu, Fikriye Hanım'ın şahsında bir yığın şeyi yeniden gözden geçirmeme neden oldu. Sonuçta insan nerede nasıl olursa olsun, yani konum olarak, aynıdır. 'İnsanda insanlığın her türlü hali vardır', öyle bir şey işte...

Peki ya Fikriye?

Yüzü açılmamış bir ölüdür Fikriye Hanım. Bahtsızlığı kendinden menkul değilken kabına sığmayan bir melek gibi kaybolmuştur. Aşkının tılsımını bozan ise gene bir başka kadındır. Kilidi sökülmüş bir kapıdaki anahtar gibi bırakılmıştır bir kenara, onca yaşanılmışlıktan sonra.

İlki Geçtiğimiz Yıl Verilen AltKitap Öykü Ödülü’nün İkincisi İçin Başvurular Başlıyor...

Etiketler:

Katılım Koşulları

1. Katılım herkese açıktır.

2. AltKitap Öykü Ödülü’ne bir öykü ile başvurulur. Bir kişi birden fazla öykü ile aday olamaz.

3. Öykü en çok 3500 sözcükten oluþmalıdır.

4. Konu sınırlaması yoktur.

5. Daha önce herhangi bir ortamda yayımlanmış olan veya ödül almış olan öyküler başvuruda kabul edilmeyecektir.

İçeriği paylaş