Üye Yayımı

Tarık Günersel'in Yazıp Yönettiği BOK SOSYOLOJİSİ Gösterimde...

Etiketler:
Tanrıçam, gizli silahlar var bazı meleklerde. Bir evren yaratmazsan
karizman çöker -cennet borsasıyla."


Tarık Günersel'in yazıp yönettiği BOK SOSYOLOJİSİ yazarın öncülüğünde kurulan Tiyatro Su (T H2O) bünyesinde hazırlandı. Oyunda Beril Senvarol ile Sezgin Cengiz rol alıyor. Dramaturg Seda Tansuker Selçuk. Müzik Uskan Çelebi, dekor-kostüm Özlem Arıkan Serbez ve ışık tasarımı Alpay Serbez'e ait. Günersel'in 36 yılda kaleme aldığı eser 11 birimden oluşan 'federatif bir piyes': Şeytan'ın Tanrıça'yı bir evren yaratmaya kışkırtması, bir çiçeğin serpiliş ve koparılışı, iki genç devrimci arasındaki sorunlu aşk, oğullarını kaybeden ana babanın tutunma çabaları, kendi bedenine yabancılaşmak, "Tufan"...Ve gelecekte insanlık sonrasında matematikteki x ile y'nin hesaplaşması...

Bok Sosyolojisi 6 ve 20 Aralık Salı 20:30'da Şişli'de TİYATRO KARNAVAL (eski Gazanfer Özcan Tiyatrosu) sahnesinde ve 27 Aralık Salı 20:45'te Kadıköy'de DURU TİYATRO'da izlenebilir. Biletler 20 TL-15 TL. (Ara ile 1,5 saat)

PEN,TYS, Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Yayıncılar Birliği, BESAM, ÇEVBİR, OYÇED, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği ve TOBAV üyeleri ile
gazeteci, öğretmen, öğrenci ve tiyatro sanatçıları için indirimli.

Mahmut Şenol'un Yeni Romanı Akhisar Düşerken Yayımlandı

Etiketler:
O yıllarda olduğu gibi sonraki dönemde izlediğim kadarıyla gördüm ki asıl sorumlu, ne o ne de buydu;insan, hem de en sıradan, en zavallı, sokaktaki en aciz insan bunlardan sorumluydu.

Phaselis Adağı, Bay Konsolos ve Çerkes Âdil Paşa'nın Tahsildarlık Günleri romanlarının yazarı Mahmut Şenol yeni romanı Akhisar Düşerken'de yakın tarihin toplumsal olaylarını kendine özgü kara mizahıyla yorumluyor. ¨Trafik Polisi Süslü Cafer'in Komünist Takibi¨ alt başlıklı romanda, 12 Eylül öncesinde hayali bir kasabada yaşanan siyasi olayları ve işlenen cinayetleri ¨son derece akıcı ve masal tadında¨ anlatıyor Şenol.
Anlatıcının ki zaman zaman bir anda ortaya çıktığı, kimi zaman anlatımı romanı yazana bıraktığı, bazen kahramanların ağzından olayları dinlemeye başladığımız, tiyatro etkisi yaratan dinamik kurgusuyla dikkat çeken Akhisar Düşerken'de bir kahraman aramaya kalmayın, çünkü bulamayacaksınız. Aslında şöyle de diyebiliriz: Romandaki hemen her karakter, her olgu birer kahraman. Ama öte yandan sayfalar ilerledikçe fark edileceği gibi, asıl kahraman Akhisar ve Akhisar'da Türkiye Cumhuriyeti'nin 12 Eylül öncesi küçük bir modeli. Kaymakamı, emniyet müdürü, polisi, öğretmen ve öğrencileri, esnaf ve sanatkârları, işçisi, lümpeni, ev kadınlarıyla bir Anadolu kasabasını çok canlı, zaman zaman komik, çoğu zaman hüzünlü olaylarıyla canlandıran Akhisar Düşerken gerçeklikten kaçıp sıyrılan hem de içne gerçekliğin nüfuz ettiği hikâyesiyle, ciddi tespitler ve şen oyunlar arasında salınıyor.

Ayrıntı Yayınları, Türkçe Edebiyat Dizisi, 2011, 1.Baskı


SÜSLÜ CAFER’İN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ
A.Ömer Türkeş


Mahmut Şenol, ilk romanı “Phaselis Adağı”nda(2005), Anadolu’nun çok eski zamanlarına uzanmıştı. “Trajikomik bir Roman” alt başlıklı “Bay Konsolos”ta(2005) var olmayan bir ülkenin Bodrum konsolosu rolünü üstlenen, kasabalıları da oyununa dahil eden tuhaf bir adamın, bir modern zaman Don Quixote'unun hikayesini anlatıyordu. İlk iki romanında anlatma sıkıntısı çekmeyen, hatta sıradanlığın içinden çarpıcı hikayeler çıkarmasını bilen mizah duygusuna sahip bir yazar olduğunu düşündürmüştü Şenol. Üçüncü romanı “Çerkez Adil Paşa’nın Tahsildarlık

Gülsüm Cengiz'in Kaleminden Anadolu’da Kadınların 6000 Yıllık Şiirli Tarihi

Etiketler:
20 yıl süren bu çalışmanın amacı; insanlık tarihinin başından bu yana Ege’den Mezopotamya’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar yaşadığımız coğrafyada çeşitli evrimlerden geçmiş kadın yaşamlarına şiirli bir tanıklık sunmak… Şiirlerin yazıldığı dönemlerdeki toplumsal ilişkilere, değer yargılarına, kadının toplumsal yaşam içindeki yerine, kadın erkek ilişkilerine, kadın yaşamlarına ışık tutabilmek… Kadınların yaşam koşullarını ortaya koyarken; değişme istek ve çabalarına, bu uğurda verilen mücadeleye, direnç ve umuda da tanıklık etmek… Kadının ya da daha doğru bir söyleyişle insanın özgürleşmesi için yapılan etkinlikler ve yürütülen mücadele için bir kaynak oluşturabilmek… Kadının cins olarak da emekçi olarak da sömürülmediği bir dünya kurma ve insanın özgürleşme mücadelesine küçük de olsa bir katkı sunabilmek için...

Bu çalışma; kadınların toplumsal yaşam içindeki yerlerine, yaşam çevrelerine, yaşlarına vb. durumlara göre değişik bölümlere ayrılmış ve usta ozanlarımızın dizeleriyle adlandırılmıştır. Kadınların yaşam koşulları Gülten Akın’ın “Kadın Olanın Türküsü”; genç kızlar Fikret Demirağ’ın “Kızım Ürkek İçli Bir Kuştur”; analık durumu Arif Damar’ın “Analar”; emekçi kadınlar Süreyya Berfe’nin “Sevgiyle Başlarız İşimize”; doğunun kadınları Hilmi Yavuz’un “Doğu’nun Kadınları”; bedenini satarak yaşamaya çalışan kadınlar Sabahattin Yalkın’ın “Kör Yaşam”; haksızlıklara karşı çıkarak mücadele eden kadınlar Sennur Sezer’in “Doğuran Bir Kadına Direnç” şiir adlarıyla belirtilmiştir.

Mehmet Altun'un 4. Şiir Kitabı Lapis Lazuli Çıktı

Etiketler:
Mehmet Altun’un 2004 yılında yayınevimiz tarafından yayımlanan ilk şiir kitabı “Rüyamda Hayat Vardı”dan 4 yıl sonra Şubat 2008’de ikinci şiir kitabı “Su Zılgıtları” ve üçüncü kitabı olan “Yukarı Deniz” de yine yayınevimiz tarafından Eylül 2008’de yayımlandı. Lapis Lazuli, kitapları yayınevimiz tarafından yayımlanan şairin 4. şiir kitabıdır ve çift dilli olarak (Türkçe ve Kürtçe) yayımlanmıştır.

Lapis Lazuli’de şairin sahip olduğu epik ve naif söyleyiş devam etse de şiirlerin biçim ve dil olarak hayli yenilenmiş olduğu gözleniyor. Şair dördüncü kitabını oluştururken, şiirindeki poetikasına adeta yeni bir soluk aldırıyor, okurun dimağında kristalden resimler çiziyor. Daha çok metaforlarla kurulan bu kitap, diğerleri gibi tema’sı ile de dikkat çekiyor. Kitabın çift dilli olması, isim dahil bütün harflerin küçük olması, kapak resminden, Kürtçe versiyonuna dek, bir çok nedenle tabulara dokunuyor, savaşın ve dramların hiç terk etmediği ülkemizde, barışın ve biraradalığın altını şair duyarlılığıyla çiziyor.

Altun’un dördüncü kitabındaki şiirler, kendi çizimleriyle görüntülerin şiirsel söyleyişe başarıyla taşınabileceğini gösterirken; bu düzlemde şiirle izdüşümsel çizgi arasında kusursuz bir ilişki de kuruyor. Şair şiirini kurarken ontolojik olandan daha çok vicdani ve insani bir üretime yöneliyor.
“Bu kitap, iki rengin doğasıyla ışıyıp, iki dilin acısıyla harlanmıştır,” diyen Altun’a göre; “şair, şiirini oluştururken salt sözcüklerden yararlanmaz. Aynı zamanda gerçek’in, duyarlılık’ın ve vivdan’ın tapınaklarında dolaşmalı, oradan kalp’e ve sanat’a ulaşmalıdır.”

Sıradan İnsanın Kahramanlığı

Etiketler:
Ahmet Arpad'ın yeni çevirisi Hans Fallada'dan Herkes Tek Başına Ölür...

Dünya klasiklerinin unutulmuş eserlerinden biri olan Herkes Tek Başına Ölür, ilk baskısından yaklaşık altmış yıl sonra tekrar okurlara kavuşarak hak ettiği ilgiyi görmeye başladı. Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail’de yüzbinler satan, yirmiden fazla dile çevrilen ve çevrilmeye devam eden roman, şimdi Everest Yayınları’nın dünya klasikleri dizisi kapsamında ilk defa Türkçede.

1940′ların Berlin’inde, Quangel çifti sıradan sayılabilecek bir yaşam sürmektedir. Otto Quangel, fabrikadaki işine gidip gelmekte, Anna Quangel, Nazi Partisi’nin kadın kolundaki çalışmalarına devam etmektedir. Bir gün, cephedeki oğullarının ölüm haberini almalarıyla beyinlerinde bir kıvılcım çakar. Yalnızca iki kişi de olsalar, bu acımasız faşizme meydan okumaları gerektiğini fark ederler. Böylece Gestapo memurlarını, Hitler yanlısı komşularını, aile dostlarını ve daha nice Berlinliyi kapsayan bir kovalamacanın ortasında bulurlar kendilerini.

Murat Tuncel'in İnanna Adlı Romanı Koreceye Çevrildi

Etiketler:
Romanın çeviri ve basım aşaması 2007 yılının sonuna doğru başladı. 2008 başlarında Asia Yayınevi'nce proje olarak benimsendi. TEDA projesi kapsamında desteklendi. Koreceye Prof. Eunkyung OH tarafından çevrildi. Koreceye daha önce Osmanlı dönemiyle ilgili herhangi bir edebiyat yapıtı çevrilmediği için yayınevinin görevlendirdiği özel bir ekipçe deyimler ve dönem üzerine bir çalışma yapılarak çeviri tamamlandı ve ve romanın karakterine yakışır bir çeviriyle 2011 Ağustos ayında Koreli okuyucularla buluştu.
İnanna daha önce Arapça, Bulgarca da yayımlanmıştı. Hollandaca yayımı içinse çalışmalar daha sürüyor.

Sümer tanrıçası İnanna’dan adını alan roman, Osmanlı devletinin yeniliğe açılımı sayılan 1800’lü yıların ilk yarısındaki zaman diliminde gelişen bazı olaylara göndermeler yaparken bir aşk sürgünü olan Cemil Bey’in “ben” olma mücadelesini, yaşama tutunma arayışını, olayların geçtiği sosyal çevreyi ve o çevre insanının yaşamını etkileyen kültürel mozayiği konu edinmiştir. O dönemde Dersaadet’te bir yandan batı dünyasına yüzü dönük yenilikler planlanırken, bir yandan da devlet içindeki düzenin yenilenmesinin çabası vardı. İçteki bu yenilenme çalışmaları öncelikle yeniçeri ocağının reorganizasyonunu öngörüyordu, ama beyliklerin durumu da pek iç açıcı değildi. O nedenle bir taraftan yeniçeri ocaklarıyla uğraşan padişah, öte yandan da bir fermanla o zamanlar ayanların elinde oyuncak olan beylik düzenlerinin zamana uygun hale getirilmesini istiyordu. Durum böyle olunca güçlü beylikler, güçsüzleri topraklarına katarak kalıcı olmaya çalışıyor, çevresindeki küçük beylikleri anlaşmalarla ya da zorla egemenlikleri altına alıyorlardı. Küçük beylikler de varlıklarını korumanın mücadelesini veriyorlardı. Dönem beylik düzenleri için çok kritik bir dönemdi. Küçük

Geleceğe Güven : Denemeler 1909 1941

Etiketler:








 20. yüzyıl edebiyatının kuşkusuz en önemli isimlerinden biri olan Stefan zweig, insanlık durumuna gösterdiği duyarlılık ve olaylara, kişilere karşı hümanist yaklaşımıyla tanınan bir aydındı. Zweig, derin karakter analizleri ve detaylı betimlemeleriyle çağının en önemli yazarları arasında yer almıştı.

Yazar Stefan Zweig Çevirmen Ahmet Arpad

Pen Üyesi Gazeteci-Yazar Uğur Pişmanlık’ın Derlediği Edebiyatımızda Radyolar Aratos Kitaplığı'ndan çıktı.

Etiketler:
Tarsus’tan yayın yapan ve 8 yıldır çıkan Aratos dergisi yeni yayınlarla kültür yaşamına katkılarını sürdürüyor. Aratos dergisi son 5 yıldır ise okurlarına sunduğu Tarsus tarihi ve kültürünü işleyen yayınlarına bir yenisini daha ekledi.

Aratos dergisi kurucusu ve yayın yönetmeni gazeteci-yazar Uğur Pişmanlık’ın derlediği Edebiyatımızda Radyolar adlı kitap yayınlandı. Aratos dergisi Kültür Dizisi’nin 23. kitabı olarak çıkan Edebiyatımızda Radyolar çalışmasına, TRT Ankara Radyosu program yapımcısı ve sunucularından Hafize Okan da bir yazı ile katkıda bulundu.

Kitabın ilk bölümünde Uğur Pişmanlık’ın TRT’nin Radyo/vizyon dergisinde yayınlanan “Çocukluğumun Radyolu Günleri” adlı çalışması ve anılarda radyo yazıları yer alırken, ikinci bölümde ise, radyonun edebiyata yansıyan metinlerinden seçkiler bulunuyor.

Uğur Pişmanlık, Edebiyatımızda Radyolar kitabının sunuş kısmında, “Cumhuriyetten günümüze radyoda edebiyatın bir yeri ve önemi vardı hiç kuşkusuz. Ya Edebiyatımızda radyoların yeri neydi?” diye sorarak kitaba ve radyoya dair şunları söylüyor:
“Bugün her ne kadar, televizyon, video, bilgisayar ve cep telefonu gibi teknolojinin gelişmiş bu iletişim aygıtları giderek günlük yaşamda daha fazla yer işgal etmeye başlamışsa da, radyo hem varlığını sürdürüyor hem de internet ve uydu dalgaları aracılığıyla bilgisayar, müzik çalar (mp3), cep telefonu gibi cihazların içinde kendine çoktan yer buldu ve varlığını bunlar aracılığıyla da ortaya koyuyor

Edip Polat Yeni Romanında Faili Meçhullerin Yaşandığı 1988-1998 Diyarbakırını Anlatıyor

Etiketler:
Nicedir bir kent romanı yazmayı düşünüyordum; cadde, sokak ve taş bulvarlar ve binalarda üst üste yığılı yaşamlar, apartmanların yaz sıcağı, sıradan insanların hikayeleri, işsiz-güçsüz ömürler, çocukluğuna pişman gençlik ve ani çöken bir kara bulut gibi çıkagelen erken yaşlılık, kişiliği parçalanmış yaşamlar ki yarısı burda yarısı doyamadığı sevgilide kalmış, ihanetler, kahramanlıklar ve şokeden olaylar…

Kadim bir kentteki yaşam ve tarih ve bazalt taşlar arasından yükselen sesler. Sadece sesler de değil, anılardan fışkıran enstantaneler. …Ve kahredici olaylar, dar sokak ve geçitlerde boşalırcasına akan kan… Pınarın başını kimler tutmuş, tetiğe basan kim, yankılanan silah sesi kimin yüreğine vurur? Her kahramanı bir hain izler, her korku bir mavzerin namlusundan fışkırır ve akrepler kusar “faîlî meçhulleri”! Akreplerin kentinde “akrep” silahlarıyla sokaklar tutulmuş. Herkes birbirine sorar, “şimdi kimde sıra”? “Bu sabah Mardinkapı’da ensesindeki kurşunuyla bir gazeteci kendini tarih sayfalarına yazdı!” Acaba sıra bende mi diye sorar bir okuyucu kimseye çaktırmadan. …Ve Urfakapı kan akıtmadan, durmaksızın araç doğurmakta… Tablalar geçer incik boncuk dolu, çakmak, pil, ayna-tarak, bel lastiği, cımbız ve tırnak makası da cabası, yaşama dair ne varsa geçit yapar ve haykırırlar: Mardinkapı’da katliam var! Emir verilmiş, buyruk ilan edilmiş, Vedat Aydın’ın Cenazesinde kitle taranmış!
Taşlar aşınmış bin yılların dokunuşuyla, sokaklar erimiş sesler, sır bakışlar, öksürükler, mermiler, küfürler, haykırışlar, inlemeler ve sarhoş naralarıyla… Bir nine torununa masal anlatır, sadece anlatmaz, ninniler. Masalı Saraykapı’daki dar bir sokakevinde katili tarafından kesilir. Katil JİTEM’e gitmeden, kendini tanıtmadan kendini anlatır. Saraykapı’da bir bayrak sallanır sessiz, sahipsiz, altında kimsecikler yok, kimseyi üstüne ağlatmayan, ama herkesin üstüne aşık attığı, talihsizliğine gün saydığı ve ağladığı bir bayrak.

Kasaptan henüz çıkmış et, daha günyüzü görmemiş, lakin ufukları kanatmış; koçlar bıçak için sırada, zaten “her koç bıçak için” değil mi? Bıçaklar
körelmiş fakat, cesetlerle köreltmişler kılıçları.

“Akrep Kendini Sokmaz” romanı faili meçhullerin yaşandığı 1988-1998 yılları arasındaki Diyarbakır’ı (ve tabii ki Türkiye’yi) anlatır.
Syndicate content