Gazeteci-Yazar Uğur Pişmanlık’ın ve Arkeolog Burak Köroğlu ile birlikte hazırladığı “Gezginlerin Gözüyle Tarsus” kitabı Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından yayınlandı.Gezginler Tarsus’u anlatıyor. Gazeteci-Yazar Uğur Pişmanlık’ın yeni kitabı “Gezginlerin Gözüyle Tarsus” adlı kitabı çıktı. Uğur Pişmanlık’ın Aratos dergisi yayın kurulu üyesi arkeolog Burak Köroğlu ile birlikte hazırladığı “Gezginlerin Gözüyle Tarsus” kitabı Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından yayınlandı.
Arkeoloji ve Sanat Yayınları daha önce de Uğur Pişmanlık’ın “Antik Çağ’da Tarsuslu Filozoflar” kitabını çıkarmıştı.
Geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Gezginlerin Gözüyle Tarsus” kitabı, antik çağdan 20. yüzyıla kadar 25 yerli ve yabancı gezginin Tarsus’a dair anlatımları yer alıyor. Türkçe metinler dışında İngilizce, Almanca ve Fransızca yeni çevirilerle zenginleştirilmiş olan kitapta, Evliya Çelebi, Katip Çelebi, Piri Reis, Şemseddin Sami, Şerafettin Mağmumi, Strabon, Ariannos, C. Texier, V.I. Langlois gibi pek çok isim yer alıyor.
Antik çağın Kilikya bölgesi ve günümüz Çukurova’sının önemli kentlerinden olan Tarsus gezginlerin gözüyle aktarılıyor. Kitapta çok sayıda fotoğraf, resim, gravür ve harita da yer alıyor.
Edebiyat, tiyatro, sinema ve opera alanlarında eserleri olan Tarık Günersel aynı zamanda aktivist bir düşünür. Kendisini "doğacı bir özgürleşmeci" olarak nitelendiriyor ve yazının icadını dönüm noktası sayan bir tarihlendirme öneriyor.
Geniş yankı uyandıran “80’lerde Çocuk Olmak” kitabının devamı olarak hazırlanan, Kadir Aydemir’in editörlüğünü yaptığı “90’lar Kitabı” Yitik Ülke Yayınları’nca yayımlandı. “Çocuk mu, Genç mi?” alt başlığıyla çıkan kitapta 111 yazar yer alıyor. 90’lı yılların çocuklarına ve gençlerine seslenen kitap, türünün eşsiz bir örneği. Pek çok ünlü isimle birlikte günümüz internet fenomenlerinin, blog ve Twitter yazarlarının ve genç edebiyatçıların da ilginç yazılarıyla yer aldığı “90’lar Kitabı” Türkiye’nin ve dünyanın yakın tarihine doğru bir yolculuğa davet ediyor okurları. 90’lar sinemasını, yaşam kültürünü, siyasi olaylarını, giyim tarzını, ünlü müzisyenlerini, popüler mekânlarını, okul hayatını ve “90’lar” denince akla gelen yüzlerce detayı merak eden herkes “90’lar Kitabı”nda kendinden bir şeyler bulacak.
On üçüncü yüzyılın sonlarında kurulan Osmanlı Beyliği çok kısa zamanda sınırlarını genişletmeye başlar. Nikaea’nın Bizanstan alınmasıyla beyliğin adı Anadolu ve Trakya’da da duyulur. Orhan Gazi döneminin başlamasıyla Bursa Kalesi alınır ve Osmanlı Beyliği’nin ilk başkenti olur. 1340’lı yılların sonuna doğru Karasioğulları Beyliği’nin de Osmanlı yönetimini tanımasıyla beyliğin sınırları daha da genişleyince Orhan Gazi, kendine bağlı olmak üzere görev paylaşımı ister. Beylik divanı* da Alaaddin Ali Bey’i başvezir, Süleyman Paşa’yı da ordu komutanı olarak görevlendirir. O sırada V. İoannes Palaiologos ve VI. Yoannis Kantakuzinos tarafından yönetilen Bizans İmparatorluğu iç çekişmeler nedeniyle askeri ve idari açıdan çok zayıflamıştır. Bu durumdan yararlanan Orhan Gazi, Prenses Marike’nin yönettiği Nikomedia Kalesi’ni alarak Kocaeli yarımadasından Bosborus’a doğru ilerlemeye başlar. Orhan Gazi yönetimindeki Osmanlı kuvvetleri Bosporus’a doğru ilerlerken, Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri de Dardanel’i geçerek Trakya’daki Bizans kalelerini almaya başlarlar. Kısa sürede Çimpe, Eceabad ve Küçük Biga Kalelerini alan Süleyman Paşa ve beyleri günlerce kuşattıkları Gallipoli Kalesi’ne ise bir deprem sonrası girerler. Orada karşılaştığı rahibin anlattıkları ve yıkıntılar altından kurtarılan halkın durumu Süleyman Paşa’yı çok etkiler. Beylerinden din adamlarına ve yıkıntılar altından kurtardıkları kale halkına iyi davranmalarını ister. Bursa’dan getirttiği ustalara ve lağımcılara yıkılan kale duvarlarını onarmalarını emreder. Kısa zamanda onarılan Gallipoli Kalesi tekfuru ve rahibi Osmanlı eğemenliğini kabul ederler. Anatolia ve Trakya’dan Osmanlı kuvvetlerinin Konstantinepolis’e yaklaştığını haber alan Bizans’ın ortak İmparatoru VI. Yoannis Kantakuzinos, elçiler göndererek Orhan Gazi ile anlaşır. Trakya tarafından Konstantinepolis’e yaklaşmakta olan Süleyman Paşa’nın kuvvetleri de anlaşma gereği geri çekilirler ama Trakya’nın batısına doğru ilerlemeye devam ederler. Osmanlı kuvvetlerinin Konstantinapolis’den uzaklaşmalarıyla biraz rahat nefes alan Bizans İmparatoru VI. Yoannis Kantakuzinos da Konstantinepolis’de çıkan ayaklanmaları bastırmaya çalışır. Fakat kızı Eleni’nin kocası ve imparatorluk ortağı sürgündeki V. İoannes Palaiologos’un taraftarlarıyla başa çıkamaz. Batı Trakya’ya doğru ilerleyen Süleyman Paşa , yeni kurulan yaya (yeniçeri)
Anadolu’nun, Asya’nın dilleri, kültürleri (arkeoloji, folklor, sanat) tıka basa arkaik kodlarla dolu; çünkü simgeciliğin yurdu onlar! (Bunlar aynı zamanda evrensel.) Kodları çözdükçe, Tarihöncesinin ‘Anne’ diliyle, devleti örgütleyen ‘Baba’ dilinin birbiri hakkında söylediklerini duyuyoruz: Bugünkü hastalıklı yanlarımız da, bilgeliğimiz de; onların, karşı cinsi denetlemek ya da paylaşmak için yaptığı dil mühendisliğinin genlerimizdeki kayıtlarından geliyor. Zihniyetimizi de onlar oluşturuyor.
SARI AY –Leila ile Lee’nin Baladı
Mehmet Sarsmaz, şiir görüşünün ilk ve değişmez ana çizgilerini, büyük ölçüde yazdığı ve kaleme aldığı Dördüncü Yeni Şiir Manifestosu ile ortaya koydu. Bu manifestoda Birinci Yeni şiirini geleneğin değerlerini köktenci yadsıyışı nedeniyle, İkinci Yeni şiirini -yarattığı ses güzellikleri ve dil akıcılığı ve olanaklarını onaylamasına karşın,- “sağlıksız imgeselliğe” yol açma riski nedeniyle eleştirdi. ‘80 sonrası şiirdeki İkinci Yeni’nin kötü örneklerine, Üçüncü Yeni adını verdi. Bu ilk bildirisinde edebiyat adına yapılan “edepsizliklere” karşı bir duruş da vardı. Şairin “biçime çekme” konusunda her zaman sonsuz bir özgürlüğe sahip olması gerektiğini savundu hep. Ona göre şair kendini “sınırlamamakla da sınırlamamalıydı”. Dördüncü Yeni bildirisi daha çok “şiirin oluşum koşullarının sistemleştirilmesi” çabasıydı.
Tanrıçam, gizli silahlar var bazı meleklerde. Bir evren yaratmazsan
O yıllarda olduğu gibi sonraki dönemde izlediğim kadarıyla gördüm ki asıl sorumlu, ne o ne de buydu;insan, hem de en sıradan, en zavallı, sokaktaki en aciz insan bunlardan sorumluydu.
