Ayşegül Devecioğlu

Kemal Demirel'i Yitirdik...

Yankı Yayınevi'nin kurucusu öykü-oyun, deneme ve senaryo yazarı Kemal Demirel'i 31 Ekim Cumartesi günü kaybettik. Kemal Demirel 83 yaşındaydı.
Aşağıda Kemal Demirel'in ( Kemal Amca'nın) kitaplarda yer alan resmi biyografisi var. Ancak Yankı Yayınevi 78'liler diye anılan ve kitap okumadıkları sadece savaştıkları için sık sık suçlanan kuşağın hayatla, insanla, devrimle ilgili düşüncelerinin geliştiği yetmişli yıllarda, Exupery'in Kanayan İspanyası, Panait İstrati'nin Kodin'i Keşiş Sofraine'si, İş Bulma Kurumu'ydu. Camus'un Caligula'sı, Berger'in Sanat ve Devrim'i, Manhattan'ın iyi tanrısı ( Bachmann) Marcus Aurellus'un anıları'ydı. Lüxemburg'un hapishane mektupları'ydı. Hiroşima'nın Çiçekleri ve Tohumları, ( Edita Morris), Dünyanın bir öğleden Sonrası'ydı.Bu aralar yeniden moda olan Bach'ın Martı'sı ve Küçük Prens'ti. Theo'ya Mektuplar'dı ( Van Gogh) Gece Uçuşu, Savaş Kurbanları, Step Kurdu, Hiroşima Sevgilim ve Şato'ydu. Yaprak Fırtınası'ydı...

Marguerite Duras; Benim Yazarım

Marguerite Duras aslında- daha çok tek bir kitabından dolayı benim yazarımdır. Ben bu kitabı evdeki kütüphanede Meb klasiklerine ve Remzi Yayınevi’nin boyca iri ancak aynı tipte ilk baskılarına benzeyen gösterişsiz kapağı içinde gördüğüm andan beri sayamayacağım kadar çok yeniden okudum. O zamanlar, Varlık dizisini, okumama izin verilmeyen tek kitap olan Itırlı Bahçe’yi (ki kitap elimden alındığında çoktan okumuştum) Fransız klasiklerini, Rus klasiklerini, Nobel kazanmış eserleri, kısacası kütüphanede ne varsa, küçük bir korsan gibi yağmalamakla meşguldüm. Bir kısmını yarım yamalak anlıyor, kimini daha ilk sayfalarında bırakıyordum.

İyi- kötü kitaplarla bu denli haşır neşirken Hiroşima Sevgilim’in ( Uğrak Yayınları-Sinema Dizisi) yarattığı, bana yıllar sonra, Duras benim yazarımdır dedirten bu etkinin izlerini o günlerde aramak herhalde beyhude olur. Doğal olarak bu görüş yıllar içinde oluşturulmuş olmalı. Üstelik bu diğer kitaplara ve yazarlara haksızlık olurdu. Yine de Hiroşima Sevgilim’in beni başka bir okur olma haline geçirdiğini yadsıyamam. Artık içinde düşler kurduğum o güvenli beşikten düşmüştüm bir kez. Sonra, üniversiteye henüz başlamışken beni Berger’in bu yazıda da anacağım Sanat ve Devrim’iyle tanıştıran Yankı Yayınevi, galiba Uğrak Yayınevi’nden birkaç yıl sonra Duras’ın kütüphanede öyle durup dururken, ancak uzun yıllar sonra elime aldığım Parkta’sıyla, Hiroşima Sevgilim’i bastı. Ama hâlâ içinde Antonioni’nin Kızıl Çöl’ünün senaryosu, o zamanlar resimlerine bakmak dışında bana pek bir şey ifade etmeyen Simone de Beauvoir’in Brigitte Bardot’la ilgili bir yazısının bulunduğu, sayfaları çoktan dağılmış o eski nüshadan vazgeçmedim. Şimdi, kitabı ilk kez elime aldıktan yıllarca sonra, biraz zorlamayla da olsa, daha o zamanlar toy bir okuru bu denli etkileyen şeyin, metnin yarattığı neredeyse kardeşliğe benzer duygu olduğunu söyleyebilirim. Kitap filmin bir özetiyle başlar. Bu özette yazar notlarla araya girer, daha sonra senaryo ve senaryo üzerinde yazarın notları gelir, onu Nevers’le ilgili gece karalamaları, filmin bazı sahnelerinin açılımı, filmin oyuncuları olan erkek ve kadın üzerine yazılmış iki sayfalık bir metin izler. Duras’ın olan biteni, umarsızca, daha iyi anlamaktan başka bir amacı yokmuş gibi kendisiyle konuşup durmasının, sanki bir sihirle okuyucuyla paylaştığı görünmez ve sonsuz iç tartışmalarının, yazarken duyduğu hissedilebilir acının ( yazmanın ağlamak olduğunu söyler) etkisini anlamlandırmam daha sonra oldu. Yine de o yaşlarda bile yazarın mırıltılarını duyduğum olmuştur; her zaman doğru anlamlar veremediysem de…

İçeriği paylaş